Etiket » ünlü ressamlar

Salvador Dalí Biyografi (1904-1989)

25 Şubat 2010
Salvador Dali

Salvador Dali

Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí y Domènech, kısaca Salvador Dalí (11 Mayıs 1904 – 23 Ocak 1989) İspanyol sürrealist ressam. Gerçeküstü eserlerindeki tuhaf ve çarpıcı imgelerle ünlenmiştir.

Dalí, ressamlığın yanı sıra heykelcilik, fotoğrafçılık ve filmcilikle de ilgilenmiş, Amerikalı animasyoncu Walt Disney ile beraber yaptığı Destino adlı kısa çizgi film, 2003′te “En İyi Kısa Animasyon Filmi” dalında Oscar adayı olmuştur.

Katalonya doğumlu olan Dalí, 711 yılında İspanya’yı fethetmiş olan Mağribiler’in soyundan geldiğini iddia etmiş, süslü ve cafcaflı olan her şeye, lüks hayata ve doğu kıyafetlerine olan düşkünlüğünü de Arap kökenine bağlamıştır. Dalí hayatı boyunca, sanatıyla olduğu kadar eksantrik giyimi, davranışları ve sözleriyle de dikkat çekmiş, bu durum kimi zaman, onun sanatını takdir edenleri de etmeyenler kadar usandırmıştır. Bu davranışların getirdiği kötü şöhret, Dalí’nin geniş kesimlerce tanınmasını sağlamış ve eserlerine duyulan ilgiyi arttırmıştır.

Dalí 11 Mayıs 1904′te, İspanya’nın Katalonya bölgesinde bulunan Figueres kentinde, Salvador Dalí i Cusí ve Felipa Domenech Ferres çiftinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk çocuklarının küçük yaşta ölmesini bir türlü kabullenemeyen Dalí çifti, küçük Dalí’nin yanında sık sık ölmüş ağabeyinden bahsediyor, ilk Salvador’un bir resmini yatak odalarının duvarında tutuyor, ve Dalí’yle beraber düzenli olarak ilk Salvador’un mezarını ziyaret ediyorlardı. Bu durum, Dalí’nin küçük yaşta kendi kimliği konusunda karışıklık yaşamasına sebep oldu. Sonradan, hiç tanımadığı ağabeyi hakkında “İki su damlası gibi birbirimize benziyorduk, fakat yansımalarımız farklıydı. O, herhalde benim fazla mutlak olarak tasarlanmış ilk versiyonumdu.” diye yazacaktı. Dalí’nin babası, sert ve otoriter karakterli bir noterdi. Annesi ise tam tersine sevecen ve anlayışlıydı ve oğlunun resim konusundaki çabalarına destek veriyordu. Dalí üç yaşındayken kızkardeşi Ana María doğdu. Evin tek erkek çocuğu olarak, annesi, kızkardeşi, teyzesi, anneannesi ve bakıcısından sürekli ilgi gören Dalí, küçük yaşlarından itibaren şımarık ve kaprisli bir karakter sergilemeye başladı.

1914′te annesinin desteğiyle özel bir resim okuluna yazılan Dalí, 1919′da Figueres Belediye Tiyatrosu‘nda ilk sergisini açtı. Şubat 1921′de ise çok sevdiği annesini meme kanserinden kaybetti. Annesinin ölümü hakkında “Hayatımda aldığım en büyük darbeydi. Ona tapardım. Ruhumun kaçınılmaz kusurlarını görünmez kılabilmesine hep güvendiğim bir varlığın kaybını kabullenemiyordum.” diye yazacaktı. Dalí’nin babası, karısının ölümünden kısa süre sonra baldızıyla evlendi.

1922′de Madrid‘e taşınan ve buradaki San Fernando Güzel Sanatlar Okulu‘na yazılan Dalí, ilk eserlerinde kübizm ve dadaizm etkileri gösterdi. Fransa ve İsviçre kökenli olan bu yeni akımlar, o sıralar Madrid’de pek yaygın değildi, ve Dalí’nin eserleri kısa sürede ilgi çekmeye başladı. Dalí, Madrid’de geçirdiği yıllarda, kendisi gibi avangart sanata meraklı olan film yapımcısı Luis Buñuel ve şair Federico García Lorca ile yakın arkadaş oldu. 1923′te disiplinsizlik yüzünden geçici olarak okuldan uzaklaştırılan Dalí, aynı yıl Girona’da anarşist gösterilere katıldığı için tutuklandı ve bir süre gözaltında tutuldu. 1925′te okula geri döndü, ve Barcelona‘da ilk kişisel sergisini açtı. Resimleri eleştirmenler tarafından ilgi ve şaşkınlıkla karşılandı.

Belleğin Azmi, 1931

Belleğin Azmi, 1931

Dalí 1926′da Paris’e gitti ve büyük saygı duyduğu Pablo Picasso ile tanıştı. Sonraki birkaç yıl boyunca, Dalí’nin eserlerinde Picasso etkisi ağır basacaktı. Paris gezisinden döndükten kısa süre sonra okulundan temelli kovulan Dalí, çok geçmeden askere alındı. Ekim 1927′de askerlik hizmetini bitirdi ve Mart 1928′de sanat eleştirmenleri Lluís Montanyà ve Sebastià Gasch ile beraber, sanatta modernizmi ve fütürizmi savunan “Sanat Karşıtı Katalan Manifesto“yu yazdı.

1929′da arkadaşı Luis Buñuel ile beraber çektikleri Bir Endülüs Köpeği adlı avangart kısa film, sürrealist sanat çevrelerinde ikiliye büyük şöhret kazandırdı. Aynı yıl ikinci kez Paris’e giden Dalí, burada ressam Joan Miró aracılığıyla sürrealist akımın öncüleri André Breton ve Paul Éluard ile tanıştı. Éluard’ın karısı Gala (asıl ismi Helena İvanovna Diakonova), tanıştıkları andan itibaren Dalí’nin ilgisini çekti, ve 1929 yazında Dalí ile Gala arasında, sonradan evliliğe dönüşecek olan tutkulu bir ilişki başladı.

1931 yılında Dalí, en meşhur eseri olan Belleğin Azmi‘ni yaptı. Yumuşak Saatler ya da Eriyen Saatler olarak da bilinen eserde, geniş bir kumsal manzarası önünde eriyen cep saatleri resmedilmiştir. Eser genel olarak, katı ve değişmez zaman kavramına karşı bir protesto olarak yorumlanır. Dalí sonradan bu resmin ilhamını, sıcak Ağustos güneşi altında erimekte olan bir Camembert peynirinden aldığını yazacaktı.

Haşlanmış Fasülyeli Yumuşak Yapı

Haşlanmış Fasülyeli Yumuşak Yapı, 1936

1929′dan beri beraber yaşayan Dalí ve Gala, 1934′te bir devlet nikâhıyla evlendiler. (1958′de bir Katolik düğünüyle nikâh tazeleyeceklerdi.) Aynı yıl New York’ta bir sergi açan Dalí, ABD’de büyük sansasyon yarattı ve büyük üne kavuştu. 1936′da Londra Uluslararası Sürrealist Sergisi’nde bir konuşma yapması istenince, sahneye eski tip hantal bir dalgıç tulumu içinde çıktı. Tulumun beline mücevher işlemeli bir kama takmıştı; bir elinde bir bilardo ıstakası tutuyor, diğer eliyle de bir çift kurtköpeğini çekiştiriyordu.Konuşma sırasında nefes almakta zorluk çekince, dalgıç kıyafetinin başlığı çıkarıldı.

Dalí 1937′de Hollywood’a giderek zamanın meşhur komedyenleri Marx Kardeşler ile tanıştı, ve onlar için bir film senaryosu yazdı.1938 yazında ise Londra’da, hayranı olduğu Sigmund Freud ile tanıştı ve ünlü psikoloğun birkaç portresini yaptı. Tüm sürrealistler gibi Dalí de bilinçaltının dışavurumuyla ilgileniyor, ve Freud’un bilinçaltı konusundaki yazılarını ilgiyle takip ediyordu.

1936′da başlayan ve tüm İspanya’yı kaosa sürükleyen İspanya İç Savaşı, 1939′da General Francisco Franco’nun galibiyetiyle sona erince, Dalí yeni kurulan faşist rejimi desteklediğini açıkladı. Bunun üzerine, çoğunluğu Marksist olan ve Dalí’nin abartılı dikkat çekme çabalarından zaten hoşlanmayan sürrealistler, Dalí’ye açıkça sırtlarını döndüler. Sürrealist grubun önderi Breton, Salvador Dalí’nin isminden iğneleyici bir anagram çıkardı: Avida Dollars (Dolar Heveslisi). Dalí ise cevap vermekte gecikmedi: “Le surréalisme, c’est moi!” (Sürrealizm benim!) Sürrealistler ve Dalí arasındaki çekişme, Dalí ölene kadar devam edecekti.

1940′ta Dalí ve Gala, tüm Avrupa’yı etkisi altına almaya başlayan II. Dünya Savaşı’ndan kaçarak ABD’ye yerleştiler. Burada dokuz yıl kalacaklardı. 1942 yılında Dalí, Salvador Dalí’nin Gizli Hayatı isimli otobiyografisini yayımladı. 1945-46 yıllarında, Walt Disney ile beraber Destino, Alfred Hitchcock ile beraber Spellbound filmlerinin yapımında çalıştı. 1947′de sürrealist bir Picasso portresi yaptı.

1949′da Dalí, karısıyla beraber Avrupa’ya döndü ve memleketi Katalonya’ya yerleşti. Hayatının sonuna kadar burada kalacaktı. Faşist Franco rejimiyle yönetilen İspanya’ya yerleşmesi, bir kez daha sol görüşlü sanatçı ve aydınların tepkisini çekti.

Galatea Gökyüzünde

Galatea Gökyüzünde, 1952

Dalí 1951′de Katolisizm’in ve modern bilimin bazı kavramlarını sentezlediği Mistik Manifesto‘yu yayımladı. II. Dünya Savaşı sonrası eserlerinde, Katolik temalar ve DNA, hiperküp (dört boyutlu küp) ve atomik çözünme gibi modern bilim kavramları öne çıkacaktı. Hiroşima’da patlayan atom bombasının gücünden çok etkilenmiş olan Dalí, hayatının bu dönemine nükleer mistisizm adını veriyordu. Yine bu dönemde Dalí, tuvale boya sıçratma, hologramlar, optik yanılgılar ve stereoskopi gibi pek çok değişik teknikle denemeler yaptı.

1960′da Figueres belediye başkanı, yıllar önce Dalí’nin ilk sergisine ev sahipliği yapmış ve iç savaşta zarar görmüş olan Belediye Tiyatrosu’nu Dalí Tiyatrosu ve Müzesi adıyla restore etmeye karar verdi. Dalí, 1974′e kadar müzenin inşaatı ve dekorasyonuyla bizzat ilgilendi ve bu projeye çok emek ve zaman harcadı. Müze 1974′te açıldıysa da, Dalí 1980′lerin ortasına kadar ufak eklemeler ve değişiklikler yapmaya devam etti.

10 Haziran 1982′de Dalí’nin çok sevdiği karısı, menajeri, modeli ve ilham perisi Gala hayatını kaybetti. Gala’nın ölümünden sonra yaşama isteğini kaybeden Dalí, karısının öldüğü ve gömüldüğü Púbol Kalesi’ne yerleşti ve münzevi bir hayat sürmeye başladı. Temmuz 1982′de İspanya Kralı Juan Carlos, Dalí’yi Púbol Markisi ilan etti. Dalí ise bu jeste karşılık olarak, krala Avrupa’nın Başı adlı çizimini hediye etti. 1983′te Púbol Kalesi’nde yaptığı Serçenin Kuyruğu adlı tablo, Dalí’nin son eseri olacaktı. Ağustos 1984′te Dalí, kaledeki yatak odasında bilinmeyen bir sebepten çıkan yangında bacağından yaralandı. Bu olaydan kısa süre sonra Figueres’e döndü ve Salvador Dalí Tiyatro ve Müzesi’nde yaşamaya başladı.

Dalí, 23 Ocak 1989‘da kalp yetmezliğinden öldü ve Figueres’te kendi adını taşıyan müzenin mahzenine gömüldü.

Dalí hayatı boyunca, 1500′den fazla resim ve onlarca heykelin yanı sıra, çeşitli taş baskı eserler, kitap illüstrasyonları, tiyatro dekorları ve kostümleri üretmiştir. Ayrıca, Man Ray, Brassaï, Cecil Beaton ve Philippe Halsman gibi fotoğraf sanatçılarıyla ve Elsa Schiaparelli, Christian Dior gibi moda tasarımcılarıyla beraber çalışmıştır.

Bugün Dalí’nin eserlerinin büyük çoğunluğu, Figueres’deki Dalí Tiyatro ve Müzesi‘nde bulunur. Florida’nın St. Petersburg kentindeki Salvador Dalí Müzesi, Madrid’deki Reina Sofia Müzesi ve Los Angeles’taki Salvador Dalí Galerisi de sanatçının yüzlerce eserini barındırır.

Çarmıha Gerilme, 1954

Çarmıha Gerilme, 1954

Dalí’nin 1965′te New York’taki Rikers Island Hapishanesi‘ne bağışladığı Çarmıha Gerilmiş İsa resmi, 1981′e kadar hapishanenin yemekhanesinde asılı durduktan sonra buradan alınarak hapishanenin lobisine asılmış, 2003′te ise kimliği belirsiz kişilerce lobiden çalınmıştır. 20. yüzyılın en önemli sanatçılarından, sürrealizmin yani gerçeküstücülük akımının temsilcisi Salvador Dali’nin başlıca esin kaynağı düşler, korkular ve hayaller ile Dali, resim sanatının akışına yön veren eserleriyle İstanbul’da da sergilenmiştir. Dali’nin kapsamlı bir retrospektifi niteliğini taşıyan “İstanbul’da Bir Sürrealist Salvador Dali” adlı sergisinde, İspanyol sanatçının 380 parça eseri sergilenmiştir. 20 Ocak’a kadar açık kalacak sergide sanatçının yağlı boya tabloları, çizimleri ve grafiklerinin yanı sıra el yazmaları, defterleri, mektupları ve fotoğrafları gibi pek çok belge yer almıştır.

Salvador Dalí’nin sanatçı olarak varoluşunda politika çok önemli bir yer almıştır. Sürrealizmin kurucusu troçkist André Breton yanlısı olarak başladığı sanat hayatına, ilerki dönemlerde iktidarı kanlı biçimde ele alan faşist Franko yanlısı olarak devam etmiştir.

Gençliğinde anarşist- komünist yazıları keskin çıkışları olan derin bir kavrayıştan ziyade okuyucuyu şok etmek üzerine odaklanmıştır. Bu yıllarda Dadacı etki görülür. Dali büyüdükçe troçkist André Breton etkisindeki sürrealist hareketin etkinliğinin artmasıyla sürealist olur.

İspanya iç savaşı başladığında, Dali savaşmaktan ve bir grubun yanında yer almaktan uzak durur. Benzer şekilde, İkinci Dünya Savaşında George Orwell, Dali’yi Fransa tehlikeye düştüğünde fare gibi kaçmakla eleştirmiştir. Yıllar sonra o dönemini Dali “Avrupa savaşı yaklaştığında tek düşündüğünün tehlike daha da yaklaştığında tıkılabileceği fırını güzel bir yer bulabilmek” olduğunu belirtmiştir.

Yüz Hayaleti ve Sahilde Meyve Tabağı

Yüz Hayaleti ve Sahilde Meyve Tabağı, 1938

II. Dünya savaşı sonrasında Katalonya’ya geri döndüğünde, Franko rejimi ile yakınlaşmıştır. Bazı sözleri Franko rejimine destek vermiş, Franko’yu İspanyayı yok edici güçlerden temizlediği için teşekkür etmiştir. Bu dönemde Katolik inanca dönmüştür. Ayrıca Franko’yu çıkardığı idam hükümleri için tebrik etmiştir. Ayrıca kişisel olarak da Franko ile tanışmış ve Franko’nun ninesini resmetmiştir. Franko’ya karşı hislerinin samimi mi yalancı mı olduğunu belirlemek imkansızdır.

Salvador Dali farklı alanlara ilgi duymuş, ressamlığın yanı sıra heykeltıraşlık, fotoğrafçılık ve filmcilikle de ilgilenmişti. Ancak, bilime apayrı bir önem verdi. 1930′larda ilham kaynağı optik ilüzyonlar ve çifte görüntüler, 1940′da Max Planck’ın kuantum kuramı, 1945′teki Hiroşima faciasından sonra atomun parçalanmasıydı. 1950′lerin başında, atom bombasını bir yana bırakmış, dikkatini Alman fizikçi Werner Heisenberg’in taneciklerine vermişti bile.

1953′te, Nature dergisinin 171. sayısında, Watson ve Crick’in DNA yapısını açıkladıkları ünlü makaleyi okuyup Crick’in karısı Odile’in çizdiği çift sarmal yapıyı gördüğünde, “İşte” dedi, “Tanrı’nın var olduğunun en önemli kanıtı. DNA, Yakub’un genetik meleklerden oluşturduğu bir merdiven ve insanla Tanrı arasındaki tek bağlantı.”

Kelebekli Manzara, DNA’li Sürrealist Manzarada Büyük Mastürbatör 1957/58

Kelebekli Manzara, DNA’li Sürrealist Manzarada Büyük Mastürbatör 1957/58

Bu tarihten başlayarak tam 23 yıl boyunca, DNA molekülünün yapısı, hem gündelik yaşamının, hem de sanatının ayrılmaz bir parçası oldu. Çift sarmalın, yaşamın temel şekli olduğuna inandı ve on kadar tablosunda bu simgeyi kullandı. “Kelebekli Manzara, DNA’li Sürrealist Manzarada Büyük Mastürbatör” (Butterfly Landscape. The Great Masturbator in a Surrealist Landscape with D.N.A.) adlı tablosunda, Freudyen simgelerle dolu araziye, DNA’yı üç boyutlu biçimde yerleştirmiştir.

25 Eylül 1962 tarihindeki Barselona sel felaketinde, boğulan ve kaybolan bine yakın kişinin anısına yaptığı 3 x 3.5 metre boyutlarındaki tablo, “Galacidalacidezoksiribonükleikasid” adını taşır. 2002′de, Florida’nın St Petersburg kentinde, denizin hemen kenarındaki Dali Müzesi’nde görme fırsatını yakaladığım tablonun yanındaki notta, Dali’nin zor telaffuz edilen bu adı, Gala, cid, ala ve deoksiribonükleikasid sözcüklerinden oluşturduğu kayıtlıydı. Aynı nottaki bilgiye göre, “Gala”, ressamın çok sevdiği, ilham kaynağı ve pek çok eserinin temel figürü karısının adı. “El Cid”, 11. yüzyılda Berberilere karşı savaşmış İspanyolların ulusal kahramanı Rodrigo Diaz de Vivar’ın halk arasındaki adıdır. “Ala”, Allah’ın kısaltılmış biçimi, “deoksiribonükleikasid” de DNA molekülünün açık adıdır.

“Tanrı’ya inanıyorum, ama inançlı değilim. Matematik ve bilim, bana Tanrı’nın olması gerektiğini anlatıyor, ama inanmıyorum” diyen Salvador Dali, bu tablosunda bilim ile dinin karmaşık ilişkisini irdeler. İlk bakışta, dinin bilime üstünlüğünü anlatmaya çalışıyor gibi gözükse de, aslında birbirine paralel olduklarını, hatta simetrik temellere dayandıklarını ifade etmeye çalışır. Beş açık ve bir gizli görüntüden oluşan resmin birkaç yerinde rastlanan DNA çift sarmalı yaşamı; sağ tarafta, dörderli gruplar halinde tüfeklerini birbirine doğrultan erkekler ölümü, gökyüzündeki varlıklar, ölümden sonrasını simgeler.

Halüsünasyonel Boğa Döğüşçüsü

Halüsünasyonel Boğa Döğüşçüsü, 1968/70

Dali, benzeri konularda ve benzeri adlar verdiği başka tablolar da yapmıştır. Madrid’teki Museo Nacional Reina Sofia’da sergilenen “Dezoksiribonükleik Asit Arapları”, ressamın bu eşsiz moleküle hayranlığının bir diğer kanıtı. DNA’nın simetrisini, durmaksızın, karısıyla ilişkisine benzetir: “Tıpkı Gala ve benim gibi birbirine tam uyan bu iki yarı, hiç şaşmadan bir açılıp bir kapanıyor. Hayat, deoksiribonükleik asidin mutlak kuralına dayanıyor, kalıtıma o karar veriyor.”

Dali, 1980′lerden başlayarak ölümüne dek, matematikle ilgilendi. Özellikle, sürekli fonksiyonların sürekli olmayanlara dönüşebileceğini ve bir fonksiyonun değerinin aniden değişebileceğini (yani sakin sakin duran bir köpeğin aniden üzerinize saldırmasının matematiksel ifadesini) gösteren Fransız matematikçi Rene Thom’un katastrof teorisine ilgi duydu. Son eseri Çatalkuyruk’da (The Swallowtail) olduğu gibi, çok sayıda matematiksel sembolü resimlerine taşıdı ve onlar aracılığıyla yaşam felsefesini yansıtmaya çalıştı, ancak DNA molekülüne tutkusunu hiçbir zaman kaybetmedi.

Dali bilime düşkünlüğünü, doğum yeri Figueres’te düzenlediği “Doğada Rastlantı” adlı kongreyle taçlandırdığında, artık 81 yaşındaydı. Konuşmacıların neredeyse tamamı, Nobel ödülü kazanmış bilim insanlarıydı. Kimyacı Ilya Prigogine, fizikçi Jorge Wagensberg, matematikçi Rene Thom oradaydı. Dinleyicilerin arasında bilim dünyasının ileri gelenleri, ünlü filozoflar ve sanatçılar bulunuyordu. Dali, yatağından kalkamayacak kadar hastaydı ve her şeyi kapalı devre televizyon kameralarının görüntülerinden izledi. Salvador Dali, bu kongreden üç yıl sonra 23 Ocak 1989‘da öldü. Başucunda iki fizikçi ve bir matematikçinin kitaplarını buldular: Stephen Hawking, Erwin Schrödinger ve Matila Ghyka.

Salvador Dalí’nin detaylı tablo bilgilerinin olduğu eserlerinin görsellerine ulaşmak için tıklayın (Toplam 81 Eser – İstanbul Sanat Evi)

Salvador Dalí’nin tuval üzerine baskı tablo çoğaltımlarını uygun fiyatlara almak satın için tıklayın (Toplam 30 Eser – Canvastar)

Salvador Dalí’nin yağlıboya tablo çoğaltımlarını uygun fiyatlara almak satın için tıklayın (Toplam 60 Eser – İstanbul Sanat Galerisi)


Etiketler:
Kategoriler: Büyük Ustalar

Paul Cézanne – Biyografi (1839-1906)

06 Şubat 2010

Paul Cézanne (1861)

Paul Cézanne (1861)

Fransız post-empresyonist ressam ve gezgin. Modern sanatın gelişmesine yaptığı katkılar ve etkisi nedeniyle çoğu zaman modern sanatın babası olarak anılmıştır. Empresyonizm ile kübizm arasında bir köprü oluşturmuştur.

Cézanne, Aix-en-Provence‘da doğmuş ve orada okula gitmiştir. 1859-1861 arasında hukuk okurken resim dersleri almıştır. 1861 yılında resim sanatını öğrenmek için Paris’e, çocukluk arkadaşı Emile Zola‘nın yanına gitmiştir. İsviçre Akademisi’nde ve Louvre’da çalışmıştır. Renoir, Pissaro, Sisley, Guillaumin gibi sanatçılarla tanışmıştır. Delacroix, Courbet, Manet‘ye karşı hayranlık duymuştur. Güzel Sanatlar Akademisi’nin giriş sınavlarında başarılı olamamış ve bu sebeple Aix’e geri dönmüştür.

Bütün zamanını resme ayırmıştır ve Salon’a gönderdiği bütün tabloların geri çevrilmesine karşın resim çalışmalarını sürdürmüştür. Eski İtalyan ustalarının yapıtlarını kopya ederek portreler, natürmortlar ve bazen de manzara resimleri yapmıştır. Paris Salon jürisi Cézanne’in eserlerini gösterime sunmayı 1864′den 1869′a kadar her sene reddetmiştir. Bu nedenle Cézanne tablolarını ilk kez, Paris Salon tarafından reddedilmiş eserlerin gösterime sunulduğu Salon des Refusés‘de 1863 yılında gösterime sunmuştur. Yaşamı boyunca eserleri nadiren gösterime sunmuş, sakin bir hayat yaşamış, belli başlı birkaç konuda resim yapmayı tercih etmiştir.

A Modern Olympia 1873-1874

A Modern Olympia 1873-1874

Bu dönemde yaptığı çalışmalar arasında Ressamın Babası, Zenci Scipio (1865, Sao Paulo Müzesi), Louis-Auguste Cezanne’in l’Evenement’i Okurken Portresi (1866), Pamuk Takkeli Adam (1865-67), Ressam Achille Emperaire’ın Portresi (1866), Zola’yı Okuyan Paul Alexis (1869), Hasır Şapkalı Boyer’ın Portresi (1869-70) ve Magdalen ya da Elem (1866-68) adlı resimleri, Siyah Mermer Saat (1869-70, özel koleksiyon, Amerika) ve Teneke Çaydanlıklı Natürmort (1869-70) adlı natürmortları ve Estaque’da Eriyen Karlar (1870) ve Şarap Pazarı (1872) adli manzaraları sayılabilir. Bu eserlerde kalın renk katları ve siyah gölgeler dikkati çeker. Siyah, kahverengi, gri ve Prusya mavisinin ağır bastığı köyü ve kasvetli renklere ek olarak alışılmadık bir beyaz renk kullandığı görülür.

Cézanne’ın Empresyonistlerle ve özellikle İsviçre Akademisi’nde tanıştığı Pissarro ile olan dostluğu onun dönük renkleri bırakarak Empresyonistlerin parlak, açık tonlu renklerini kullanmasını sağlamıştır. Kalın renk katmanları tekniğinden vazgeçip hafif fırça vuruşlarıyla noktalama yöntemine yönelmiş, pıhtılaşmış gibi görünen yüzeyler kullanmıştır. 1872-1882 yılları arasındaki bu dönem Cezanne’in Empresyonist dönemidir.

Kağıt Oynayanlar (Les joueurs de cartes) 1890-1895

Kağıt Oynayanlar (Les joueurs de cartes) 1890-1895

Modern Bir Olympia (1873), Asılmış Adamın Evi (1873, Louvre Müzesi, Paris), Yidiz Çiçekleri (1875), Kırmızı Koltuklu Madame Cézanne (1877, özel koleksiyon, Amerika), Victor Chocquet’nın Portresi (1876-77), L’Estaque (1878-79, Louvre), Pontoişe’da Cote dü Jalais (1879-82) Kavaklar (1879-82) ve Maincy Köprüsü (1879, Louvre) gibi birçok ünlü eseri bu döneme aittir.

Cezanne’in izlenimciliğin kurallarından ayrılan sanatı hızla, daha yalıncı ama daha çok işlenmiş ve yapıya daha çok önem veren bir tutuma doğru gelişti. Tarzını düş gücünden ve gözlemlerinden kaynaklanan ögelerle zenginleştirdi. Desen güçlülügü ile renklerin anlatım duyarlılığını birleştirdi. Klasik perspektif kurallarına pek uymayan Cezanne’in tutumu sonradan büyük ölçüde etkilediği Kübistlere öncü oldu.

Bu arada 1886 yılında Emile Zola ile L’oeuvre isimli romanı yüzünden araları açıldı. Hortense Fiquet ile evlendi. Karısının Portreleri, Mavi Vazo ve Sepetli Natürmort (Louvre) Kırmızı Yelekli Çocuk (18900-95), Cezveli Kadın (1890-95, Louvre) ve Kağıt Oynayanlar (1890 yıllarında çeşitli versiyonları), Gustave Geffroy’un Portresi (1895) ve Bir Soytarı adlı tablolarıyla sanatı dengeye ve yetkinliğe ulaştı.

Elmalar ve Portakallar (1895-1900, Louvre)

Elmalar ve Portakallar (1895-1900, Louvre)

Çalışmalarında derinliği kaldıran sanatçı katlama bir perspektif uyguladı. Peppermint Lisesi, Elmalar ve Portakallar (1895-1900, Louvre) gibi natürmortları bu yönelisi vurgulayan başlıca yapıtlardır.

Sanatçının son on yıllık dönemi lirik dönemi olarak bilinir. Bu dönemde belli bir lirizme ve daha özgür fırça vuruşlarına yönelerek gösterişli ve cüretkar yapıtlar verdi. Aynı zamanda daha hızlı bir yöntem olan suluboya tekniğini de kullanıyordu. Eserlerinde henüz başlamakta olan kübizme özgü kesin akılcı yaklaşımın belirtileri seçilir.

Aynı zamanda renkleri ve biçimleri lirik bir anlayışla kullanan Fovist akımın özellikleri de göze çarpar. Sainte-Victoire Dağı, Annecy Gölü (1896), Bibemuş’daki Kayalar ve Dallar (1904) ve Kara Sato (1904-06) adlı tabloları bu tarz çalışmalardır. Yaşamının son yıllarında gerçekleştirdiği Les Grandeş Baigneuses-Yıkanan Kadınlar (1902-06) adlı tablosuyla Cezanne’in sanatı doruk noktasına ulaşti. Bu tablo, ritmik kompozisyonu, kesin hatlarla üst üşte konulmuş düzlemleri ve resmin bütününün taşıdığı uyumla görkemli bir eserdir ve Picasso’nun hemen hemen aynı zamanlarda yaptığı Avignon’lü Genç Kızlar adlı tablosunu anımsatır.

Cezanne’in yapıtları, özellikle 1907′de Paris’te açılan Salon d’Automne’dan sonra XX. yy. resminin en önemli kaynakları arasında sayıldı. Cezanne, sonradan modern resmin doğmasına yol açacak olan fovlar, kübistler ve soyut sanatçılar gibi yeni kuşağı büyük ölçüde etkiledi.

Yıkanan Kadınlar 1906

Yıkanan Kadınlar 1906

Cézanne, 1906′da fırtına esnasında dışarıda resim yaparken rahatsızlanmış, bir hafta sonra, 22 Ekim’de zatürreden vefat etmiştir. 20. yüzyıl modernistlerine göre Cézanne modern resmin babasıdır.


Paule Cézanne’ın detaylı tablo bilgilerinin olduğu eserlerinin görsellerine ulaşmak için tıklayın (Toplam 81 Eser – İstanbul Sanat Evi)

Paul Cézanne’ın tuval üzerine baskı tablo çoğaltımlarını uygun fiyatlara almak satın için tıklayın (Toplam 30 Eser – Canvastar)

Paul Cézanne’ın yağlıboya tablo çoğaltımlarını uygun fiyatlara almak satın için tıklayın (Toplam 60 Eser – İstanbul Sanat Galerisi)


Etiketler:
Kategoriler: Büyük Ustalar

Ivan Konstantinovich Aivazovsky – Biyografi (1817-1900)

17 Ekim 2009
Ivan Aivazovsky'nin portresi

Ivan Aivazovsky'nin portresi

Aivazovsky, 1817 yılında Kırım’da bir Karadeniz liman şehri olan Feodosiya’da dünyaya gelmiştir. Feodosiya, tarihi ve coğrafi özellikleriyle Aivazovsky’nin sanatçı kişiliğinin gelişmesine önemli ölçüde etki etmiştir.

Şehir, Karadeniz’in kuzeyinde yer alan Kırım’ın doğusunda konumlanmaktadır. Civarındaki kırsalın hemen dışında yükselen birkaç küçük tepe dışında büyük ölçüde düzlük olan Feodosiya, bu özelliğiyle geniş ufuklu görünümlere olanak sağlamaktadır. Ayrıca 19. yüzyılın Rus İmparatorluğu topraklarında Akdeniz iklimine yakın olan bölgede bulunmaktadır. Şehrin tarihi, mö 6. yüzyıla uzanmaktadır. Buraya ilk olarak Helen kolonileşme döneminde Miletos’tan gelen Grekler yerleşmiştir. Daha sonra ms 3. yüzyılda Got istilasına uğramış ve ardından Hun hakimiyetine girmiştir. 13. yüzyıl başlarında Latin Haçlılar’ı dönemi yaşanmış, bundan sonra şehre Cenovalı tüccarlar hakim olmuş ve Kaffa adını vermişlerdir.

1475′te şehrin Osmanlı hakimiyetine girmesiyle bu isim Kefe ya da Küçük İstanbul olarak değiştirilmiştir. Osmanlı’nın Gerileme Dönemi’nde, 1771′de Rusların eline geçmiş ve bundan sonra tekrar Feodosiya olarak anılmaya başlanmıştır. Şehrin tarihi dokusu ve deniz ticaretinyle şehre uğrayan insanlar, şehre kozmopolit bir kimlik kazandırmıştır.

Gemi Kazası isimli tablosu

Gemi Kazası isimli tablosu

Aivazovsky’nin yetiştiği şehir; Tatarlar, Türkler, Ermeniler, Ruslar, Yahudiler ve Arapların iç içe yaşadığı bir şehirdi. Dolayısıyla Aivazovsky, günlük hayatta farklı kültür ve dillere aşina olmuştu.

Feodosiya; şehrin toplumsal yapısına, mimarisine ve yaşayışına yansıyan kozmopolit yapısı dışında, bir deniz şehri olmasıyla da Aivazovsky’nin üzerinde derin izler bırakmıştır. Çocukluk döneminden itibaren Aivazovsky burada, kimi zaman süt liman kimi zaman fırtınalı, gün doğarken ve gün batarken, denizin tüm değişen hallerini gözlemleyebilme fırsatına erişmiştir. Aivazovsky küçük yaşlardan itibaren resme ilgi göstermiş olup 1887 tarihli bir resminde kendisini küçük bir çocuk olarak Feodosiya’ya hakim bir yükseklikten şehri resmederken tasvir etmiştir. Resmin üzerinde “1825′te Aivaz” yazmaktadır. Hayatının çok erken bir döneminde, henüz 8 yaşında resme duyduğu ilgiyi ortaya koyan bu resim, aynı zamanda Feodosiya’nın onun üzerinde bıraktığı etkinin de güzel bir ifadesidir.

Kafkas Dağları

Kafkas Dağları

Ailesinin anlattığına göre, çocukken yaşadığı evin duvarlarına kömürden çizimler yapan ressamın bu ilgisi babasının -şehrin mimarı olan- arkadaşı Koch’un dikkatini çekmiş ve Koch, çocuk Aivazovsky’e resim üzerine perspektif gibi temel bazı bilgileri içeren dersler vermiştir. Bununla da kalmamış, resimlerini şehrin yöneticisi Kaznaachev’e göstermiştir. Kaznaachev, Aivazovsky’e destek vermiş ve görevi gereği Kırım’ın daha büyük bir şehri olan Simferepol’e taşınırken onu da yanında götürmüştür. Burada, St. Petersburg’la bağlantıları olan zengin ve asil Naryshkin ailesinden Natalia Feodorovna Naryshkin, onun resimlerini beğenerek St.Petersburg İmparatorluk Akademisi’ndeki ressam arkadaşı Tonci’ye yollamıştır. Bunun sonucunda Aivazovsky altı yıllık bir burs kazanmış ve 1833′te 15 yaşındayken St.Petersburg’a, ülkenin başkentine gitmiştir.

İmparatorluk Akademisi Kuruluyor

St.Petersburg ülkenin sadece siyasi değil, kültürel başkentidir de. Uzun zamandır Katolik Batı’dan farklı çizgide bir kültürel gelişim süreci içerisinde olan Rusya, 18. yüzyılda batıdaki gelişmeleriyakinen takip etmeye başlamış ve bu yüzyılda Fransa, İtalya ve Almanya’dan pekçok sanatçı, Rus sarayının siparişlerine yanıt vermek üzere St.Petersburg’a gelmiştir. Onların sanatsal üretimleri ve uzmanlıklarıyla sağladıkları katkılara istinaden, 1757′de İmparatorluk Akademisi kurulmuştur. Okul resmi ve akademik tarzda bir eğitim veren kurum, 19.yy. başlarında St.Petersburg’un merkezinde bulunduğu bu kültürel değişim süreci resim alanında ilk meyvelerini vermeye başlamıştır. Pek çok Rus ressam yetişmekte ve St. Petersburg’un sanat ortamına dahil olmaktadır. Aivazovsky’nin akademide devam ettiği manzara sınıfının başında bulunan Vorobiov, atmosfer koşulları üzerinde duran ve açık hava resmini savunan bir ressamdı.

Mehtap'ta Deniz

Mehtap'ta Deniz

Sanat yaşamı boyunca eserlerinde atmosfer koşulları ile oldukça çok ilgilenen Aivazovsky’nin, hocasından etkilenmiş olduğu, en azından varolan ilgilerinin hocasının yaklaşımıyla örtüştüğü eserlerinden de gözlenebilmektedir. Öğrenciyken Akademi Başkanı Olenin’in tavsiyesi üzerine akademide açılacak sergi için deniz ve atmosfer koşullarını konu alan ‘Deniz Üzerinde Hava Çalışması’ adlı resmi yapması, kariyerinin başında olan bu ressamın sanatsal çizgisinin şekillenmeye başladığını ortaya koymaktadır. Resim, akademi sergisinde yer almış ve büyük bir başarı göstererek gümüş madalya kazanmıştır. Bu başarı, Aivazovsky’nin İmparator I. Nicholas’ın takdirini kazanmasına ve onunla tanışmasına olanak sağlamış; imparator, Baltık Donanması ile Finlandiya Körfezi’ne deneme seferi yapacak olan oğlu Grandük Konstantin Nikolaievich’e eşlik etmesini istemiştir. Bu deneyim, Aivazovsky’nin deniz üzerindeki yaşantıyı ilk elden görmesi ve imparatorluk donanması ile hayatı boyunca sürecek olan yakın ilişkinin başlangıcı olması açısından önemlidir.

Sanatçı, 1836′da açılan akademi sergisine yedi resimle katılmıştır. Bunlardan birisi üç yıldır görmediği Feodosiya şehrini betimlemektedir. Aivazovsky, resimlerini doğrudan doğadan çalışarak üretmemektedir. Yaptığı ön çizimlerden ve hafızasından yararlanmaktadır. Aivazovsky, bu sergide ünlü Rus şair Pushkin’le tanışma fırsatını da bulur. Pushkin ve onun şiirleri Aivazovsky’i etkileyen diğer unsurlardan biridir.

1837 yılında, deniz manzarası resmindeki dikkat çekici başarısından dolayı altın madalya ile ödüllendirilen Aivazovsky, akademiden mezun olmuş ve Rusya’nın deniz görünümlerini resmetmek üzere iki yaz için Kırım’a yollanmıştır. Normalde akademi ümit veren öğrencileri İtalya’ya yollarken bu dönemde Rus sanatında toplumsallık tartışmaları gündeme gelmiştir ve resimlerinde Rus köylüsünü ve onların günlük hayatını konu edinen Alexei Venetsianov şu çıkışı yapmıştır: “Atalarımızın ulusal kostümü Romalılar’ınkinden daha az renkli değildir ve bir Rus köylüsünün sade gömleği bir Yunan tuniği kadar güzeldir.”

Kırım Sahili'nde Mehtap

Kırım Sahili'nde Mehtap

Bu koşullarda bir Rus ressam tarafından yapılmış Rusya manzaraları önem kazanmaktaydı. Aivazovsky, Kırım’ın güney sahillerine yaptığı gezi dışında, Karadeniz donanmasının askeri seferlerine katılmış ve iki yıl içerisinde gerçekleştirdiği çalışmaları akademiye sunup ardından 1840′ta İtalya’ya gitmiştir. Rönesans’ın doğduğu topraklarda çeşitli yerleri ziyaret etmiş, burada tanıştığı ünlü Rus yazar Gogol ile birlikte yolculuk etme fırsatı bulmuştur. Ayrıca, Roma’da İngiliz romantik ressam Turner’la tanışmış ve ünlü ressam onun resimlerinden etkilenerek onun hakkında “Sizin sanatınız yüksek ve güçlü; çünkü siz dehadan ilham alıyorsunuz” diye yazmıştır. Papa 16. Gregory’nin, Aivazovsky’nin ünlü ‘Kaos’ adlı resmini Vatikan için satın alması gibi başarı haberleri St.Petersburg’ta yankılanmaktadır. Bir Rus ressamın batı sanatı çevrelerinde kazandığı başarı, Rusya’nın Batı uygarlığının akışına dahil olma sürecinde özellikle önem taşımaktadır. Aivazovsky, Rusya’nın batı kültürüne armağan ettiği uluslararası düzeyde ilk ressam olarak Rus sarayı tarafından hararetle desteklenmiştir.

Batı’da Bir Rus Ressam: Aivazovsky

Sanatçı, 1892′de Batı resim sanatının iki önemli merkezi, İngiltere ve Hollanda’yı ziyaret etmiş ve bu ülkelerdeki deniz resmi geleneğini incelemiştir, kendisi de deniz konusu üzerine çalışmıştır. Aynı yılın Paris sergisine katılan tek Rus sanatçı olarak, sanat çevrelerinden büyük övgüler almıştır. Paris’e yerleşip Fransız vatandaşlığına geçeceği dedikoduları üzerine, 1844 yılında St.Petersburg’a geri dönmüştür. Burada büyük bir coşkuyla karşılanmıştır. Bu süreçte, donanma ile ilişkileri resmiyet kazanmış ve Rusya’da denizciliğin tarihine ve genel olarak donanmaya adanmış bir seri resim yapmakla görevlendirilmiştir. Aivazovsky, dünyanın dört bir yanını ziyaret etmiş bir sanatçıdır. İngiltere’den İtalya’ya, Hollanda’dan Portekiz’e Avrupa’nın pek çok ülkesini, Mısır’ı (1869) ve ABD’yi gezmiş, buralardan çeşitli birikimler edinmiş ve ününü dünyanın her köşesine yaymıştır. Ama onu dünyada en fazla etkileyen şehir İstanbul olmuştur.

Aivazovsky, 1845 yılında, Grandük Konstantin Nikolaievich ile birlikte Anadolu, Ege Adaları ve Doğu Akdeniz’e yapılan bir geziye katılmıştır. Gezinin durakları arasında İstanbul ve Truva da vardır. Geziden hemen sonra 1846′da Feodosiya’da düzenlediği sergi ile ilgili belgelerden birinde şu satırlar yer almaktadır: “Üç küçük manzaradan en çok Truva’yı beğendim. Onda bir tür hüzünlü şiirsellik var ki herşeyden önce bunu ifade etmek istiyorum.”

Çeşme'de Deniz Savaşı

Çeşme'de Deniz Savaşı

İstanbul’a ilk ziyaretini içeren bu gezinin ardından, 1846′da Karadeniz donanmasıyla bazı manevralara katılmıştır. Bu dönemde doğduğu şehir olan Feodosiya’ya yerleşmiştir. Sanatçı doğduğu şehre hayatı boyunca bağlı kalmış ve sarayla olan bağlantılarını da kullanarak Feodosiya’ya bir liman, tren yolu ve arkeoloji müzesi gibi çok sayıda katkıda bulunmuştır. Şehrin merkezi kişiliği ve adeta gayrı-resmi yöneticisi olmuştur. Bu arada St.Petersburg ve sarayla ilişkilerini hiçbir zaman koparmamış, hatta imparatorluk ailesini kendi evinde ağırlamıştır. Kırım Savaşı nedeniyle 1854-57 arasında denizden uzak olan Karkov’da yaşayan Aivazovsky, savaşın sona ermesiyle Paris’e gitmiştir. Burada bir sergi düzenlemiş ve II. Napoleon tarafından Legion d’Honneur ile ödüllendirilmiştir. Kırım’a dönüş yolculuğu sırasında bir kez daha İstanbul’a uğramıştır. 1860-80 arasında Kafkasya (1868), Mısır (1869) Fransa ve İtalya (1872), İstanbul (1874) ve ‘Hollanda, İtalya, Fransa’ (1878) gezileri yapmıştır. Hayatının son yirmi yılını, 1880′de bir sanat galerisi açtığı Feodosiya’da geçirmiştir. Bu arada Feodosoya, St.Petersburg ve Moskova’da çok sayıda sergi açmıştır. 1892′de Kuzey Amerika’ya gitmiştir ve burada özellikle Niagara şelalelerinden etkilenmiştir.

Topkapı'dan İstanbul

Topkapı'dan İstanbul

18 Nisan 1900′de atölyesinde bir Türk gemisinin patlaması üzerinde çalışmaya başlamış, ertesi gün 83 yaşında ani bir beyin kanamasıyla şövalesinin başında ölmüştür.

Sultan Abdülmecit’in daveti üzerine 1845 yılında İstanbul’a seyahat eden sanatçı, 1845-1890 arasında bu kente toplam sekiz defa uğramıştır. İstanbul’da bulunduğu bu uzun süre zarfında Osmanlı sultanlarından Abdülmecit, Abdülaziz ve II. Abdülhamit, tarafından saray ressamı olarak himaye edilmiştir. Burada yaptığı resimlerden 30 kadarı bugün Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı ve Türkiye’nin diğer bazı müzelerinde sergilenmektedir.

Ivan Konstantinovich Aivazovsky’nin detaylı tablo bilgilerinin olduğu eser görsellerine ulaşmak için tıklayın! (Toplam 144 eser – İstanbul Sanat Evi)

Ivan Konstantinovich Aivazovsky’nin tuval üzerine baskı tablo çoğaltımlarını uygun fiyatlara satın almak için tıklayın! (Toplam 71 eser- Canvastar)

Ivan Konstantinovich Aivazovsky’nin yağlıboya tablo çoğaltımlarını uygun fiyatlara satın almak için tıklayın! (Toplam 69 eser- İstanbul Sanat Galerisi)


Etiketler:
Kategoriler: Büyük Ustalar

Frederick Arthur Bridgman Biyografi (1847-1928)

12 Ekim 2009
Ünlü oryantalist ressam F. A. Bridgman

Ünlü oryantalist ressam F. A. Bridgman

Frederick Arthur Bridgman (10 Kasım 1847-13 Ocak 1928) Tuskegee, Alabama doğumlu Amerikalı oryantalist ressam.

Güney Amerikalı, doktor bir babanın oğlu olan Bridgman, Amerika’nın en ünlü ve en şöhretli ressamlarından biri ve dünyaca ünlü oryantalist bir ressam oldu. O kariyerine teknik ressam olarak New York’ta bulunan Amerikan Bank Note Company’de 1864-1865 yıllarında başladı. Aynı yıllarda Brooklyn Art Association’da ve National Academy of Design’da da sanatsal içerikli çalışmalarını sürdürdü. 1866’da Paris’e gitti ve Jean-Léon Gérôme’nin öğrencisi ve sağ kolu oldu. 1873-74 yıllarında yaptığı Mısır gezisi, ona ‘Doğu’ hakkında ilham verdi ve bu gezi Bridgman’ın resim kariyerinde onu başka bir noktaya taşıdı. Bridgman sonraki yaşamı boyunca eserlerinde Doğu’ya yönelik detaylarla süslü tablolar yaptı. ‘The Funeral Procession of a Mummy on the Nile’ adlı eseri Paris Salonu’nda 1877 senesinde James Gordon Bennett tarafından alındı ve ona Cross Onur Nişanı getiren en önemli eserlerinden biri olarak hafızalara kazındı. J. G. Bennet tarafından satın alınan diğer tabloları, An American Circus in Normandy, Procession of the Bull Apis (şimdi Washington’daki Corcoran Sanat Galerisi’nde) ve Rumanian Lady (Philedelphia, Pennsylvania’da Tapınak Koleksiyonu’nda).

'The Funeral Procession of a Mummy on the Nile' isimli ona Cross Nişanı kazandıran ünlü tablosu

'The Funeral Procession of a Mummy on the Nile' isimli ona Cross Nişanı kazandıran ünlü tablosu

1867’de Bridgman stüdyoya girdiğinde, akademisyen-ressam Jean-Léon Gérôme’nin (1824-1904) hassas teknik ressamlığının ve pürüzsüz çizgilerinin etkisi altındaydı ve bu dönem özellikle Orta-Doğu temalı kompozisyonlar üzerinde çalıştı. (Hatta ilerde Bridgman, Amerika’nın Gerome’si olarak tanınacaktı.) Bridgman Gerome’den etkilenmesine karşın taklitçilikten uzak, usta fırça darbeleri ve parlak renklerle vurguladığı eserleriyle doğal bir estetik uyum yakalayacaktı.

Bridgman, ilk Kuzey Afrika gezisini 1872 ve 74 yılları arasında zamanını Cezayir ve Mısır arasında paylaştırarak yaptı. Orada biriktirdiği yaklaşık üç yüz karakalem örnek, daha sonraları birkaç yağlı boya tablosu için ona malzeme oldu. 1870 ve 80’ler boyunca bölgeye ek ziyaretler yapan Bridgman mimari parçalar, objeler, kostümler biriktirmek için izin aldı ve büyük bir koleksiyon oluşturdu. Koleksiyonunu oluşturan bu objeleri tablolarında da sıklıkla resmetmiştir.

Bridgman Fransa’yla ömür boyu süren bir bağ kurmasına rağmen, Amerika’da popülerliğinden asla bir şey yitirmedi.

"A Street Scene in Algeria" isimli ünlü tablosu

"A Street Scene in Algeria" isimli ünlü tablosu

Bridgman’ın en ünlü Oryantalist çalışmalarından biri “Cezayir sokaklarından bir sahne’ (A street scene in Algeria) onun kariyerinde ve kişisel tarihi için çok büyük önem arz eder, nadir ve ayrıcalıklıdır. Onun eserlerindeki detayların pek çoğu onun imzası sayılabilecek motiflerdir ve öznesinin onun seyahat kayıtlarından olduğu düşünülebilir. 1880′lerde Bridgman şahsi resim eğilimine uygun olarak samimi, içsel ve yerel konulara odaklanır ve mesela oturan, birbirleriyle sohbet eden iki erkek figürüne kompozisyonun merkezinde yer vermekten çekinmez.

Son zamanlarda, ünlü ressamın eserleri müzayedelerde 250.000 ile 350,000 Amerikan doları fiyat aralığında satılmıştır.

Ek bağlantılar:

Frederick Arthur Bridgman’ın detaylı tablo bilgilerinin olduğu eser görsellerine ulaşmak için tıklayın! (Toplam 33 eser – İstanbul Sanat Evi)

Frederick Arthur Bridgman’ın tuval üzerine baskı tablo çoğaltımlarını uygun fiyatlara satın almak için tıklayın! (Toplam 29 eser- Canvastar)

Frederick Arthur Bridgman’ın yağlıboya tablo çoğaltımlarını uygun fiaytlara satın almak için tıklayın! (Toplam 16 eser- İstanbul Sanat Galerisi)


Etiketler:
Kategoriler: Büyük Ustalar

George Wesley Bellows Biyografi (1882 – 1925)

26 Ağustos 2009

george_bellowsGeorge Wesley Bellows (Ağustos 12 ya da Ağustos 19, 1882 – Ocak 8, 1925) New York şehir hayatını kalın pentüreler ile betimleyen Amerikalı ressamdır.  Columbus Museum of Art’a göre , kendi jenerasyonunun en çok alkışlanan Amerikan sanatçısıydı.

Bellows, Ohio Columbus’da doğdu. 1901 – 1904 yılları arasında Ohio Eyalet Üniversitesi’nde eğitim gördü.  Burada beyzbol ve basketbol takımlarında oynadı ve okul yıllığı (Makio) için illüstrasyonlar hazırladı. Profesyonel beyzbol oyuncusu olması için cesaretlendirildi ve bu sırada ticari illüstrasyonlar yapmaya devam etti. Atletizm ve ticari sanat alanlarındaki imkanlara rağmen Bellows ressam olarak başarıyı yakalamayı yeğledi.  1904 senesinde Ohio Eyalet Üniversitesi’nden mezun olmadan ayrıldı ve sanat okumak için New York’a geldi.

Bellows daha sonra New York Sanat Okulu’nda  Robert Henri’nin öğrencisi oldu ve Henri tarafından kurulmuş olan “Ashcan Okulu” ve “Sekizler – The Eight” diye tabir edilen, New York’da gündelik yaşam sahnelerini resmetmeye adamış bir gruba dahil oldu. 1906 senesinde Bellows kendi atölyesini kiraladı.

Bellows ilk olarak dikkatileri üstüne 1908 senesinde Henri ve diğer öğrencilerinin organize ettiği daha çok şehir yaşamını resmettikler bir sergi ile topladı. Birçok sanat eleştirmeni bunların kabaca boyanmış eserler olduğunu söyleselerde, diğer bir kısım eleştirmen ise bunların cüretli ve öğretmeninden bir adım önde eserler olduğuna dair görüş bildirdiler. 1909 senesinde Bellows New York Sanat Öğrencileri Ligi’nde öğretmenlik yaptı ancak kariyerine tamamen ressam olarak devam etmek istiyordu. Ulusal olarak tanınmış jürilerin düzenlediği yarışma ve sanat şovlarında ünü gün geçtikçe arttı.

3478Bellows’un New York kent yaşam sahneleri işçi sınıfı ve çevresinin kaba ve kaotik yaşamlarını betimliyordu. Aynı zamanda bu resimler üst sınıfı da hicvetmekteydi. 1907 ile 1915 seneleri arasında New York şehri ve çevresinin kar altındaki görüntülerini resmetti. Bu tablolar Bellows için kuvvetli ışık algısını ve görsel tekstürleri daha iyi tanıması ve geliştirmesi adına ana deneme alanları olmuş oldu.

Bu eserler mavinin ve kar beyazının genişliği arasında katı kontrastlar oluşturuyor ve bütün bu katmanları kirli yüzeylere ve şehir yapılarına karıştırıyordu. Bu şekilde estetiksel bir ironi yaratarak kaba ve kirli insanların tertemiz karın kapattığı yolları açmak için debelenmelerini de hicvediyordu. Yinede Bellows’un amatör boks maçlarını resmettiği seriler sanat tarihine adının yazılmasını sağlayan esas imzaları olmuştur. Bu resimler karanlık atmosferle karakterize edilmiş olup,  açık tonların ancak insan figürleri üzerinde kuvvetli bir şekilde haraket ve yön hissi verecek şekilde kullandıldığı eserlerdir.

Sanatçının bu şekilde artan prestiji hayatında ve işinde birtakım değişikliklere yol açtı. Önceki temalarının üzerine çalışmasının yanında Bellows portre çizimleri içinde komisyonlandırılmaya başladı ve New York’un zengin elitlerinin davetlerine katılmaya başladı. Henri’nin isteği ile yazları Maine’de Monhegan ve Matinicus adasının deniz resimleri yaparak geçirdi.

Aynı zamanda her zaman sosyalist bilinçte olan Bellows, bir grup radikal sanatçı ve aktivist ile birlikte “The Lyrical Left – Lirk Sol” isimli bir oluşumun içindeydi.  Bu grup, bireysel hakların savunucusu ve  anarşizmin karşıtı bir oluşumdu.  Bellows akıl hocası Henri’nin yaptığı gibi New York Modern’de dersler vermeye başladı ve sosyalist gazete olan “The Masses – Kitleler” editoryal ekibinde hizmet vermeye başladı. 1911 yılından başlayarak bu dergide birçok çizim ve baskıda katkısı oldu.  Fakat yinede diğer katılımcılarla, sanatsal özgürlüğün her türlü ideolojik editoryal politikadan baskın olması gerekliliğine inandığı için handikaplar yaşadı.

3454Bellows’un sonraki dönemlerindeki yağlıboya çalışmaları daha çok sevdikleri üzerine oldu. Karısı ve çocuklarını resmetti. Önceki akıcı erkeksel çalışmalarına göre bu resimler daha programlı ve teorik çalışmalar oldu. Resmin yanında Litografi’nin de Amerika’da sanat eseri olarak kabul edilmesi ve sanat eseri yapımında kullanılan bir malzeme olduğunun kabullenilmesine yönelik girişimleri oldu. 1916 yılında atölyesine bir litografi baskı makinesi yerleştirdi ve 1921 – 1924 yılları arasında baskı ustası Bolton Brown ile yüzlerce eser üzerinde çalıştı. Bellows kariyerinin ilerleyen dönemlerinde aralarında H.G Wells’in kitaplarının da bulunduğu sayısız kitap ilüstrasyonları yaptı.

1919-1920 yılları arasında Chicago Sanat Enstitüsü’nde eğitim veren sanatçı ailesi ile birlikte senein yarısını Woodstock, New York’da geçirdi.  8 Haziran 1925 senesinde apandisit patlaması sonucu karın zarı iltihabından öldü. Karısının ismi Emma, kızlarının ismi Emma ve Jean’dır.

Bugün George Bellows’a ait birçok resim ve baskı Amerikan müzelerinin ana koleksiyonları arasındadır. Bunlardan bazıları Washington DC’deki “National Gallery of Art – Ulusal Sanat Galerisi”,  New York Rochester Üniversitesi Sanat Galerisi, New York Modern Sanatlar Müzesi, New York Glenn Falls’da Hyde Koleksiyonu ve New York sokak manzaraları ve kendi portrelerinden bir serinin olduğu aynı zamanda Bellows’un doğduğu yerde olan Columbus Sanat Müzesi’dir.

Aralık 1999 senesinde müzayedede “Polo Crowd – Polo Kalabalığı” isimli 1910 imzalı eseri 27,5 milyon dolara Bill Gates’e satılmıştır.

.:EK BAĞLANTILAR:.

 

 


Etiketler:
Kategoriler: Büyük Ustalar