Etiket » kitap

Kitap Tanıtım: Sahilde Kafka

16 Mart 2010
Sahilde_Kafka

Sahilde Kafka - Haruki Murakami

Sinem Ergun – Artimetre

Entelektüel bir yazardan mistik bir hikaye Sahilde Kafka.

Genç bir delikanlının ergenlik çağından geçişini ve yeni bir idrak seviyesine ulaşmasını metaforlar ve sembollerle çeşnilendirerek okuyucuya sunuyor Japon kült yazar Haruki Murakami.

Romanını kurgularken merak seviyesini hep yüksekte tutmayı başarmanın yanısıra birbirinden bağımsız görünen ama aslında girift bir yapıya sahip hikayelerin, karışmış bir yumağı açar gibi teker teker düğümlerini çözüyor. Okuyucuya ise sabır ve emek isteyen bir okuma süreci ve anlam kazanmayı bekleyen bir dolu sembol ve algorik betimlemeleri çözümlemek kalıyor.

Sahilde Kafka geçmişle günümüz arasında mekik dokuyarak zamanları birbirine bağlarken, tesadüf eseri biraraya gelen karakterleri de kaderin cilvesiyle açıklıyor. İnanç, kader, gelişim ve bir dönüşümü konu alan hikaye bir yandan da edebiyat, jazz, klasik ve rock müzik konularında derin bilgiler veriyor.

Hikayede esas olarak 15 yaşında bir genç olan Kafka Tamura, babası yüzünden Oedipus kehanetini gerçekleştireceğine inandığı için evden ayrılır. Yaşıtlarına göre olgun, bilgili ve disiplinli bir çocuktur.  Annesi yıllar önce üvey kız kardeşini alıp evden ayrılmıştır. Kafka Tamura kehanetten kurtulmak isterken hiç beklenmedik olaylarla karşılacaktır.

Bununla paralel Nakata adında 60′lı yaşlarında zihinsel yetileri kısıtlanmış bir adam gizemli bir serüvene atılmıştır. En büyük özelliği kedilerle konuşabilmek olan Nakata, kendisinin de açıklayamadığı sadece hissedebildiği gerçeküstü olayların başkahramanı olmaktadır.

Bu iki karakterin yanısıra entelektüel kütüphane görevlisi Oşima, acı dolu ve gizemli bir geçmişe sahip Saeki hanım ile iyi niyetli ama cahil tır şöförü Hoşino hakkında derinlemesine bilgi sahibi olacaksınız.

Genel anlam itibariyle bu bir dönüşüm hikayesi, bu öyle bir dönüşümki genç bir insanın fiziksel, cinsel ve zihinsel bir olgunluğa ve idrak seviyesine erişmesini sembolize etmekte. Bütün semboller bu bakış açısıyla bir anlam oluşturabilir.

Johnny Walker, Albay Sanders hikayenin beyaz tavşanları olurken, gökten yağan balık ve sülükler, bilgiç karga, giriş taşı, ruh emen kaval, romanda fantastik boyutu ve alegorileri oluşturmakta.

haruki_murakami

Haruki Murakami

Kitap bittikten sonra okur bir müddet taşları yerine oturtma mücadelesi verecek ve doğal olarak pek çok soruya cevap arayacak. Yazar Haruki Murakami okuyucularını düşünüp internet üzerinden soruları yanıtladığı bir site oluşturmuş ve şuana kadar gelen sekizbin postadan binbeşyüze yakınını cevaplandırmış. Kendisiyle yapılan bir röportajda, kitabın anlaşılır hale gelmesi için birkaç kez okunması gerektiğini ve her okumada soruların cevaplarının belireceğini söylemiş.

1949 doğumlu Japon yazar ve çevirmen Murakami ilk romanından itibaren edebiyat ödülleri almış, romanları 40 ın üzerinde dile çevirilmiş ve Sahilde Kafka ile Franz Kafka ödülünü almıştır. Diğer eserleri arasında ‘Zemberekkuşu’nun Güncesi’, ‘İmkânsızın Şarkısı’, ‘Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında’ ve ‘Yaban koyununun İzinde’ yeralmaktadır.

Murakami kedilere olan tutkusu yüzünden romanlarında bu figürü kullanmayı hiç ihmal etmez, tıpkı bu romanda karşılacağınız gibi. Ayrıca hayatının ayrılmaz parçası müziğin romanlarının içinde mutlaka yer aldığını belirten yazar, okuyucuya da romana eşlik edecek müzikler öneriyor. Örneğin Sahilde Kafka’nın son virajında okuyucunun kulağında Beethoven’ın “Arşidük Üçlüsü” mutlaka çalacaktır.

Gerçekle hayalin içiçe geçtiği, mistik yapıda bir iç yolculuğuna tanık olmak ve bir dönüşümü yakından izlemek istiyorsanız Sahilde Kafka’yı okumanızı tavsiye ederim.


Paylaş: FacebookTwitterDeliciousDiggStumbleUponTechnorati
2 Yorum »

Etiketler:
Kategoriler: Sanat Haberleri

Kitap Tanıtım: Açlık Oyunları

11 Mart 2010
aclik_oyunlari_suzanne_collins

Açlık Oyunları - Suzanne Collins

Sinem Ergün – Artimetre

Açlık Oyunları – Suzanne Collins

Son zamanlarda hızlı okunma rekorunu kırdığını düşündüğüm bir kitap.  Okuyan kişilerin çoğunun yorumuna bakıldığında elden düşüremediklerini, bitirene kadar bütün işlerini ertelediklerini belirttikleri bir roman. Bana soracak olursanız, bende farklı bir şey söylemem doğrusu, gerçekten çok sürükleyici ve merak uyandırıcı bir kurgusu var. Yazım dilinin sade ve akıcı olması da okunurluğunu kolaylaştırıyor. Bu iki parametre birleşince de kitap elden düşmez oluyor haliyle.

Açlık Oyunları aslında, Suzanne Collins tarafından yazılmış olan bir üçlemenin ilk kitabı. Yalnız bu üçlemeye başlamanın şöyle bir sakıncası var, okumaya devam etmek isteyen okuyucular ikinci kitap “Ateşi Yakalamak”’ı bitirdikten sonra üçüncü kitap “Alaycıkuş”u Ağustos’a kadar beklemek zorunda kalacak.

Roman, bilimkurgu macera türünde. Hikaye, distopik bir devlet yönetiminde ve zamandan bağımsız bir dönemde ama teknolojinin çok ilerlemiş olduğu bir tarihte Kuzey Avrupa’da geçmekte. Mıntıkalar halinde sömürge olarak yaşayan toplulukların en korkulu rüyası her yıl yapılan Açlık Oyunları yarışması.

Kura yöntemiyle her mıntıkadan bir kız bir erkek çocuğu seçilip yönetim tarafından belirlenen arenada yaşam mücadelesi verecektir. Üstelik tüm halk bu yarışmaları seyretmekten çok keyif almakta ve üzerlerine bahis oynamaktadır. Hikayenin baş kahramanı 16 yaşındaki Katniss bu yarışmaya katılmak zorunda kalır ve ölüm kalım savaşı başlar.

Romanın yazarı Suzanne Colins, kitabın önsözünde bu hikaye için kendisine ilham veren öğeleri, mitoloji saplantısı, Eski Roma dönemi filmlerine düşkünlüğü ve babasının askeri uzman oluşu olarak belirtmekte.

Elbette bu oyun her okura Gladyatörleri anımsatacak ve bu tarz vahşetin tarihte varolduğunu gözler önüne serecek, daha büyük kapsamlı düşünüldüğünde ise savaşlar da insanların çaresizce arenada yerini alıp öldürmek zorunda kaldığı zamanlar olduğunu hatırlatacak.

Kitabın başlarında, insanlara yapılan bu haksızlığı ve onların çaresizce olanları kabullenişini ağır bir dram olarak hissederken, oyunlar başladığında havaya girip kanlı şiddet sahnelerine alışıverdim.

Hatta kitap bittiğinde bu mücadele daha vahşi yazılmalıydı diye bile düşündüm. Ortam insanı bir canavara dönüştürecek baskıyı yaratmakta olmasına rağmen kahramanımız kitabın sonuna kadar benliğini ve soğukkanlılığını korumayı başaracak şekilde kurgulanmış ve okuyucunun da sempatisini hiç kaybetmemekte.

Daha sert ve ürkünç sahnelerin olması gerektiğini söylemiş olmam, çaresizliğin ve hayatta kalma mücadelesinin daha derin hissedilmesi için ve ayrıca buna çok benzer bir filmi daha önce seyrettiğim içindir.

Battle Royal “Ölüm Oyunu”, 2003 yılında gösterime giren bir film. Burada da hikaye bir grup ortaokul öğrencisinin boş bir adaya götürülüp son kişi kalana kadar birbirlerini öldürmeleri gereken bir oyunun parçası olmaları ve aynı kitaptaki gibi burada da bu oyunları tüm ülkenin televizyondan seyrediyor ve zevk alıyor olması.

Romanın birinci tekil şahıs yöntemiyle yazılmış olmamasını tercih ederdim. Bu şekilde oyunun galibinin kim olacağı baştan belli olmuş oluyor, elbetteki mücadeleyi adım adım takip etmenin heyecanı güzeldi ama yine de bir anlatıcı yoluyla yazılmış olsaydı son ana kadar merakımız en yüksek seviyede olurdu. Bunun yanısıra diğer oyuncularla ilgili daha derin bilgiye sahip olur, onların duygularını ve değişimlerini yakından incelemiş olurduk.

İkinci kitap “Ateşi Yakalamak” hikayeye devam niteliğinde olup yeni bir oyunun habercisidir.  Fakat bu sefer kurallar farklıdır, öte yandan yönetime karşı  isyan hazırlıkları gizlice başlamak üzeredir.

Konu itibariyle ve popülaritesinin de çok olması sebebiyle yakın zamanda beyaz perdede seyretme ihtimalimiz yüksek diye düşünüyorum.


Paylaş: FacebookTwitterDeliciousDiggStumbleUponTechnorati
1 Yorum »

Etiketler:
Kategoriler: Sanat Haberleri

Kitap Tanıtım: Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları

06 Mart 2010
Büyük Sanatcilar

Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları - Elizabeth Lunday

Gazeteci Elizabeth Lunday bugün en çok tanıdığımız ressam ve heykeltraşların hayatını magazinsel yönleri ile bir araya getirerek kitap haline getirmiş.  Domingo Yayınları’ndan eğlenceli ve bolca illüstrasyonlu bir minik rönesans ve sonrası sanat tarihi kitabı da diyebiliriz buna.

Ressam ve heykeltraşların hayatları genelde en absürd yerlerinden kaleme alınmış ve böylece ortaya rönesans ve sonrası paparazzi tarzında bir kitap ortaya çıkmış.

İlgi duyan herkesin bir solukta okuyup bitireceği, plastik sanatlar alanına yeni girenler içinse güzel bir başlangıç/referans kitap. Ancak kitap ilk baskısında yazarın rahat ve esprili dilini çevirme konusunda bir takım sıkıntılar yaşamış ve acele edilmiş olduğu hissini yaratıyor. Çevirideki bu sıkıntı okurken bazen rahatsızlık verici olabiliyor.

Kitabın Arka Kapağı’ndan…

“Leonardo da Vinci’den (sözde sodomist) tutun da Caravaggio’ya (hüküm yemiş katil), Edward Hopper’a (karısını dövmekle itham edilir) varana kadar herkes hakkında taşkın anekdotlar sunan Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları, büyük ustaların uluslararası sanatının gerisindeki ahlaksızca, buğulu ve gözü kara hikayeleri anlatıyor. Michelangelo’nun vücut kokusu çok kötü olduğu için asistanlarının onunla çalışmaya dayanamadığını; Vincent van Gogh’un bazen doğrudan doğruya tüpten boya yediğini; ve Georgia O’Keefe’nin çıplak resim yapmaya bayıldığını öğreneceksiniz. İşte asla unutamayacağınız bir sanat tarihi dersi”


Paylaş: FacebookTwitterDeliciousDiggStumbleUponTechnorati
1 Yorum »

Etiketler:
Kategoriler: Sanat Haberleri

Kitab-ül Hiyel : İhsan Oktay Anar

20 Ocak 2010
Kitabul Hiyel01

Kitab-ül Hiyel - İhsan Oktay Anar

Sinem Ergun – Artimetre

‘Kuledibindeki Tamburlu kıraathane erkanı arasında Sultan Abdülhamid Han devrinde henüz hayatta olan Çeşm-i Ela Süleyman Dede Efendi’nin rivayet ettiğine göre, Kabakçı Vakası sırasında kapısını penceresini sıkı sıkıya kapatan Yafes Çelebi, bir mum ışığı altında kendisini istida yazmaya vermişti. Yeniçeri taifesinin Sultan Selim’e başkaldırdığını işitince istidasını yeniden kaleme aldı. Fakat Lodosçu Feridun Efendi’nin adı bilinmeyen bir zattan naklettiğine göre, o istidadan ziyade bir nutuk hazırlamaktaydı ki bu iş için bir belagat kitabını baştan sona hatmetmişti. Kolayca tahmin edilebilceği gibi bu defaki amacı, padişahın bizzat kendisiyle konuşmak ve onu hiyel ilminin yararları konusunda ikna etmekti.’

İçinizden bu kitabı nasıl okurum, ne kadar çok eski kelime var diyebilirsiniz. İhsan Oktay Anar’ın kitaplarını daha önce okumuş olanlar bilir,  Osmanlıca-Farsça- Türkçe karışık bir dil kullanıp günümüzde pek kullanılmayan kelimelerle okuyucuyu karşı karşıya bırakarak başlarda biraz zorlar gibi gözüksede bir iki sayfa sonra bu yeni dile hakim olmak ve bundan bir haz almak sizi şaşırtabilir.

Romanın anlatımına adından başlamalı bence. Kitab-ül Hiyel ne demek ve bize nasıl bir hikaye sunacak.

Hiyel iki anlamlı bir sözcük olup Frenkçede mekanik, Arapçada ise hile, aldatmaca anlamına gelmektedir. İşte bu ikisinin birleşiminden çeşitli hilelerle ilimin birleşmesinden oluşan ve kudret sahibi olmaya yönelik mekanik icatlar kitabı olarak çevirmek istiyorum.

Romanda, kahramanların başına gelen traji- komik hikayeler anlatımının yanısıra, 20.yy Osmanlı’sındaki siyasi gelişmeler ve önemli olaylar kitabın kurgusu içinde yer alırken, felsefi alt metinlerle donatılmış birçok hikayeden bahsedilmekte ve bütün bunların yanında semavi dinlere de göndermeler yapılmaktadır.

Roman, 3. Selimin padişahlık dönemiyle 2. Meşrutiyetin ilanı arasındaki yaklaşık bir asırlık zaman dilimi içinde İstanbul’da geçmekte ve peşpeşe üç ayrı hiyelkarın eğlenceli hikayesini anlatmaktadır.

İlk hiyelkar Yafes Çelebi, çocukluğunda kılıç ustalarının yanında çalışmış fakat mühendisliğe olan merakı ve kıvrak zekasıyla mekanik, matematik, kimyasal patlayıcılar gibi birçok şeyi öğrenip padişahın ordusunda kullanılmak üzere denizaltında gidebilen ve düşman gemilerine gizliden saldırabilen savaş araçları ve savaş makinaları üzerine icatlar yapmış ve yaşamını padişahtan onay alıp bunları hayata geçirmeye adamıştır.

Kitapta, debbabe, zülkarneyn, kallab ve tahtelbahir isimli bu karmaşık yapılı savaş araçlarının tasarımları ve işleyiş prensipleri, çizimlerle ve yalın bir mühendislik diliyle anlatılmaktadır. Bunların yanısıra bu hiyelkarın, icatlarına gereken parayı bulmak için iktidar ve zenginlik hayalleriyle kandırdığı zavallı Zencefil Çelebi’nin, kocakarıların hamamdan getirdiği bilgilerle görmeden aşık olduğu kızın başlık parası için Şam’da yıllarca biriktirdiği altınları harcaması, saraydan gereken izinler için yaşanan bürokrasi kaosu ve rüşvetler, hırsız saksağanların ganimetleri, cinli şişeler ve yaptığı küçük el bombalarıyla düşmanlarını havaya uçuruşlarını konu alan eğlenceli hikayeler yer almakta.

İkinci hiyelkar, Yafes Çelebinin parayla satın aldığı kölesi Calud ise sahibinden öğrendiği hiyel ilmiyle devr-i daim makinasını yaratıp sonsuz gücün iktidarıyla dünyaya yeni bir düzen getirme çabaları içindedir. Fiziksel ve cinsel gücüyle övünen ve başına ne geldiyse kibiri ve açgözlülüğünden gelen iri cüsseli vahşi ruhlu Caludun traji-komik hikayesinde ise hiç büyümeyen hep çocuk kalan ve demiri kolaylıkla eğebilen Davud ile dinsel göndermeler yapılmaktadır.

İki hiyelkarında ortak amacı olan tabiatın kuvvetlerine hükmetme tutkusu son olarak, Calud’un çocukken yetimhaneden aldığı Üzeyir’in hikayesinde anlatılmaktadır. Calud tarafından beyni yıkanarak onun düşünce ve icatlarını gerçekleştirme çelişkisi içindeki Üzeyir’in hiyelkarlıktan hayalkarlığa geçiş süreciyle roman sona ulaşmaktadır.

Keyifle okunacak bu kitap, sizi zaman zaman güldürecek, pekçok noktada düşündürecek, tarihi olayları hatırlatacak, mekanik bilgisi kazandıracak ve hikayede gizlenmiş çeşitli göndermeleri bulmanın zevkini yaşatacak.

Bu kitabı okuyup beğenenlere İhsan Oktay Anar’ın ilk kitabı Puslu Kıtalar Atlası’nı da mutlaka öneririm.


Etiketler:
Kategoriler: Sanat Haberleri

New York Üçlemesi : Paul Auster

15 Ocak 2010
Paul Auster Kitap01

Paul Auster - New York Üçlemesi

Sinem Ergun – Artimetre

Hepimizin sevdiği yazarlar vardır, bir gün bir kitabıyla tanışmışızdır ve bunu bir başka kitabı takip etmiştir. Zaman içinde artık o yazarı tanıyormuşuz hissine kapılırız. Sanki aile dostumuzdur o yada bir arkadaşımızdır. Üslubunu biliriz, tarzını biliriz, onun düşüncelerinde kendimize yer bulmaya çalışırız, benzerliklerimizi keşfetmek isteriz. Onu daha iyi tanımak, yaşadıklarını, hissettiklerini anlamak, yaşama yüklediği anlamları bilmek isteriz. Onun zihninin dolambaçlı yollarında onunla birlikte gezinmek arzusu yatar içimizde.

Paul Auster’ı ilk “Timbuktu” kitabıyla tanıdım, daha sonra “Brooklyn Çılgınlıkları”, peşinden “Yazı Odasında Yoluculuklar” ve en son “New York Üçlemesi” ile toplam 6 kitabını okumuş oldum. Yalnız bir hata yaptığımı, ilk olarak New York Üçlemesini okumuş olmam gerektiğini anladım. Bu kitap Paul Auster’la bir perdenin arkasından gizli de olsa tanışma fırsatı veren ve yaşamından önemli bilgiler sunan bir anahtar.

Yazarın biyografisine kısaca bir gözatmak gerekirse, 1947 yılında Amerika’da dünyaya gelir. Kendisinden 3,5 yaş küçük kız kardeşi büyüdüğünde ağır psikolojik sorunlar yaşar. Küçük yaşta şiirler yazan Auster, 1970 yılında Colombia üniversitesini bitirir. 4 yıl Pariste yaşar ve bu dönemde çeviriler yapar. Amerika’ya döndükten sonra evlenir. Önemli ulusal yayınlarda edebiyat eleştirmenliği yapar. Daniel adında bir oğlu olur. Daha sonra eşinden boşanır, bir müddet sonra tekrar evlenir ve Sophie adında bir kızı olur. 1986-90 yılları arasında Princeton’da doçentlik yapar. 1990 yılında yayınladığı “The Music Of Chance” (Şansın Müziği) romanı ile, PEN/Faulkner ödülüne aday olarak gösterilir. 1995’te başrolünde Harvey Keitel’ın oynadığı “Smoke” filminin senaryosunu yazar ve ilk yönetmenlik denemesini de bu filmde Wayne Wang ile birlikte yapar. 1995 yılından sonra senarist ve yönetmen olarak bir çok filme imzasını atar. 2006 yılında Prince of Asturias ödülünün sahibi olur. Paul Auster, Çağdaş Amerikan edebiyatının en özgün yazarı olarak birçok roman, şiir kitabı, biyografi kitapları, denemeler, film senaryoları yazmıştır.

Paul Auster Self

Paul Auster

New York Üçlemesi üç ayrı gibi gözüken romanın biraraya toplandığı bir kitap. Her roman kendi içinde bir hikaye barındırsa da ve bir sonuca ulaşmış gibi gözükse de aslında birbirine açılan gizli tünellerden oluşmakta. Bunun yanında her hikayenin içinde başka hikayelerde yatmaktadır. Yazar her üç kitapta da okuyucuyu bir dedektiflik hikayesiyle sürüklerken, arayanın ve arananın zihinlerine sokuyor, onların düşüncelerinin en ufacık ayrınıtılarını gözler önüne seriyor. Bir kişiye bağlı olarak yaşayan, onun zihninden geçeni anlamaya ve hatta o olmaya çalışarak zaman içinde tüm benliğini, değerlerini yitiren karakterlerin bir Auster klasiği olarak dibe vurup tekrardan var olma çabaları sonucu kayıp ve kazançlarının muhasebesine tanık oluyoruz.

Yazarın, okurla saklambaç oynar gibi ipuçlarını her kitaba saklayarak ve son kitapta bir ses vererek sobelenmeyi beklediği romanda, okur bazı soruları kendi yanıtlamak zorunda kalıyor. İşte bu noktada ben bazı anahtarların yazarın biyografisinde gizlendiğini düşünüyorum.

Paul Auster romanlarında kahramanlarını en ince ayrıntısına kadar anlatmasına rağmen bunu yalın ve sürükleyici bir dille yapar, birçok betimlemeyle karşı karşıya kalırız fakat bu bize yarattığı ortamın içinde kolayca yer açarken romanın gerçekliğinide arttırır.

New York Üçlemesinin ilk kitabı Cam Kent bizi bir noktaya getirip bıraktıktan sonra,  ikinci kitap bizi Hayaletler birinciden alışık olduğumuz yönde ama biraz sisler içinde ilerletiyor. Fakat son kitap Kilitli Oda da sis kaybolup yazarın ayak izlerini takip etmeye başlayınca heyecan içinde koşturup buldum seni demek için bir solukta sona varıyoruz.

Buldum seni diyor muyuz, ya da kimi buluyoruz acaba?


Paylaş: FacebookTwitterDeliciousDiggStumbleUponTechnorati
4 Yorum »

Etiketler:
Kategoriler: Sanat Haberleri