Sinema

SUPER 8

17 Haziran 2011
Serdar Gençer – Artimetre

Bu filmde bir çok özellik var. Hem bir Spielberg tarzı çocuk macerası. Hem de J.J.Abrams tarzı gizem hikayesi. Hem aile bağları, hem de arkadaşlık ve çocukluk aşkı var. Ben izlediğimde Spelberg’in The Goonies filmiyle, Abrams’ın meşhur dizisi Lost’tan bir çok izdüşüm yakaladım.

1 kız ve 5 erkek çocuktan oluşan bir arkadaş grubu. İçlerinden biri, film çekmeye meraklı. Gerekli ekipmanı var. Bu arada yıl 1979. Lillian adında bir kasabada yaşıyorlar. Bir gece, hepsi evinden izinsiz çıkıp -13 yaşındaki Alice’in sürdüğü arabayla üstelik- uzak bir istasyona gidiyorlar. Burada filmlerinin en önemli bölümünü çekecekler. Hazırlıklar sürerken, gelen trenin sesi duyuluyor. Herşey hazırlanıyor ve sahne çekilmeye başlanıyor. Tam tren bunların hizasından geçerken büyük bir kaza oluyor ve koca tren raydan çıkıyor. Vagonlar büyük bir gürültüyle etrafa dağılıyor. Bu hengamede birbirini kaybeden ekip tekrar toplanıp hemen oradan kaçıyorlar. Macera da böylece başlıyor. Kazanın arkasında gizli gizemli bir durum var. Ama izleyici olarak biz de, filmdeki çocuklar da anlayamıyor. Zaman ilerledikçe öykü açılıyor ve ipuçları bir bir arka plandaki durumları ortaya koyuyor. Çocukların içinde öne çıkan 2 tanesi var. Biri Alice’i oynayan Elle Fanning. (Dakota Fanning’in küçük kardeşi) Diğeri de Riley Griffiths. Elle Fanning sadece 13 yaşında, ama performansı yaşının üstünde. Filmdeki çocuklar da şaşırıyor hatta! Filmin yönetmenini oynayan çocuk oyuncu Riley Griffiths ise bana Goonies’deki Chunk’ı hatırlattı. Hani şu yeraltındaki ucubeyle dost olan Chunk!

Film, gizemli macera seven yetişkinler için birebir. Spielberg’in Indiana Jones, Close Encounters ve Goonies’ini izleyip sevenler bu filmi de severler. Teknik bakımdan da oldukça göz dolduran filmin kamerasındandır herhalde, bazı sahnelerde kumlanma çok vardı. Özellikle tercih edilmiş de olabilir, dramatik bir etki katmak için.

Yönetmen J.J.Abrams diye, Lost gibi cacığa bağlayacak sanmayın. Filmin sonu gayet net bir şekilde bitiyor, tüm hikaye toparlanıyor. Ama siz bununla yetinmeyin, yazıları da bitene kadar izleyin ;)  

 
 
 

 

Filmin IMDB sayfası için tıklayın: http://www.imdb.com/title/tt1650062/

Fragman: http://www.imdb.com/video/imdb/vi548707353/


Küçük Beyaz Yalanlar

16 Mayıs 2011
Serdar Gençer – Artimetre

Bir arkadaş grubunun her yıl tekrarladığı tatil gezisi.. Genel olarak olaylar bu çerçevede başlıyor. Çiftli çocuklu on beş kişilik grup, Max’in yazlığına tatile gidiyorlar. Tatilin öncesinde grubun tümünü ilgilendiren bir trafik kazası yaşanıyor. Marie’nin (M.Cotillard) eski sevgilisi Ludo, hastaneye kaldırılıyor. Bu olay tümden her şeyi etkileyecek ağırlıkta. Tatilde yaşananlar, grubun diğer çiftlerini etkileyen başka kavgalar, ayrılışlar, terk edilişler… Herkes bir yana çalkalanıyor, sarsılıyor. Diyalog temposu yüksek başlıyor filmin. İzlerken önce kimin kim olduğunu anlamakta zorlandım açıkçası. İlişkiler, yakınlıklar, çözmesi biraz zor geliyor ilk başta. Biraz  da ağır ilerliyor konu. İlk 90 dakikada, genel bir tatil manzarası, bazı kavgalar, komiklikler, aile durumları yaşanıyor. Buraları sabırla izleyip son düzlüğe geldiğinizde ödülünüzü alıyorsunuz. İkinci yarıda, Marion’un ağladığı bir sahne var, çok başarılı bir oyunculuktu. Diğer oyuncular da olması gerektiği gibiler. Sırıtan bir durum yok, hatta çocuklar da gayet iyiler. Filmin final sahnesi ise, bütün hikayeyi toparlayan, tüm grubu birbirine bağlayan bir sahne. Herkes sosyal bağlarından kopup yalın halde bir insan oluyorlar. Çok insani ve duygu yüklü bir şekilde noktalanıyor hikaye.

Küçük Beyaz Yalanlar, hem eğlenceli hem de hayata dair bazı diğer durumları içeren kaliteli bir yapım. Bu konuları sevenlere iyi gelecek bir film.

Film hakkında daha fazla bilgi almak için: BeyazPerde sayfasına buyrun!

Fragman da burada.


Başarılı Bir Dönem Filmi: “Water For Elephants”

14 Nisan 2011
water_for_elephants_movie01

Water for Elephants - Film Poster

Salih Seçkin Sevinç – Artimetre

Kanada asıllı yazar Sara Gruen‘ın aynı adlı eserinden sinemaya uyarlanan film bu senenin en iddialı yapımlarından. Direktörlüğünü Francis Lawrence‘ın üstlendiği filmde,  “Inglorious Basterds – Soysuzlar Çetesi” filminde hepimizin aklında kalan SS Subayı Albay Hans Landa (Christoph Waltz) bu sefer August rolüyle karşımıza çıkıyor.

Ayrıca Twilight serisinden voleyi vuran Robert Pattinson (Jacob) ile oskar ödüllü Reese Witherspoon (Marlena) diğer başrolü paylaşan oyuncular.

Filmin konusuna gelince; 1930′lu yıllarda Amerika’da ekonomik kriz zamanında veterinerlik okumakta olan Jacob, okulunun bitirme sınavında anne ve babasının trafik kazası geçirip öldüklerini öğrenir. Bütün kariyer planlarını bir kenara bırakarak aç kalmamak adına “Ne iş olsa yaparım” modu ile yollara düşer. Kendini yollara vurup tren yolunda ilerlerken bir yük trenine atlayıverir. Tesadüfen bindiği bu trenin aslında bir sirk treni olduğunu anladığında kendini çoktan sirkte çalışmaya başlamış bir vaziyette bulur. İşin görünür tarafı oldukça renklidir ancak perde arkası hiç görünür tarafı gibi değildir.

water-for-elephants-movie-photo-02

Water for Elephants - Filmden Bir Sahne

İşte filmde tam da burada, August rolündeki Christoph Waltz‘un muhteşem oyunculuğuna bir kere daha şahit oluyoruz. Çatışma ve drama unsurlarını tetikleyen ve filmde gerilimi yükselten usta bir oyuncu var karşımızda. Ha unutmada, bir de filmde yan kadrodan bir başrol oyuncumuz daha var o da bir fil ve ismi de ; Rosie. Kendisine gerçekten şapka çıkartmak gerekiyor.

Water for Elephants sizi başından sonuna kadar oyunculuklar ve yönetmenin usta anlatımıyla tempoyu hiç kaybetmeden yakalıyor ve bir daha bırakmıyor.  Ayrıca soluğunuzu tutarak izleyeceğiniz bir final ile de taçlandırıyor.

Hikaye, kurgu on numara. Anlatım ve oyuncular süper!

Francis Lawrence de gerçekten çok güzel bir hikaye yakalmış ve bunu beyzaperdeye son derece başarılı bir şekilde aktarmış.

Kesinlikle senenin en iyi filmlerinden biri olmaya aday. Mutlaka izleyin.

Tek handikap filmin “Aşkın Büyüsü” diye Türkçeye çevrilmiş olması…

Filmle ilgili daha fazla bilgi için Beyazperde’ye buyrun!

Trailer aşağıda;


Etiketler:
Kategoriler: Sinema

Eğlenceli Bir “Kuş” Filmi: Rio

07 Nisan 2011
Rio-Movie-Poster-3

Rio - Film Afişi

Salih Seçkin Sevinç – Artimetre

Bugün Beyazperde.com‘un RİO filmi ön gösterimindeydik. Buz Devri yapımcıları ve yönetmeni yine son derece matrak bir animasyona imza atmışlar. Bu matrak animasyonu 3D deneyimi ile izliyorsunuz. Üstelik hikaye birde Rio De Jenerio’da tam da karnaval zamanı şekillendiği için unutulmaz ve son derece eğlendirci bir animasyon izleyebileceğinizi söyleyebilirim.

Filmin olayı kısaca şöyle; Nesli tükenmekte olan Makav türü bir kuş olan “Mavili“nin daha yavru iken kendi yuvasından çalınarak, yıllar sonra dişi makav kuşu olan “Harika” ile biraraya getirilmesi ve bu esnada Rio’da başlarına gelen ve birbirlerine yakınlaşmalarını sağlayan maceraların gelişmesi…  Ayrıca son derece eğlenceli animasyon karakterleri ile bu hikayenin rengarenk sunumu… İşte filmin konusu. Ancak aradaki diyaloglar, espriler ve animasyonun baştan sona “şeker” kıvamında oluşu muhteşem!  Filmindetaylı konusu hakkında daha fazla bilgi almak için Beyazperde.com’a buyrun!

Dikkatimi çeken bir diğer artı; Türkçe seslendirmelerin oldukça başarılı oluşu.Yekta Kopan, Levent Sülün, Fatih Özacun seslendiren isimlerden sadece bazıları…

Filmi, yetişkinlerin izleyip neşeli vakit geçirebilecekleri, çocukların da mutluluktan çıldırabilecekleri bir yapım olarak görüyorum.

Neşeli seyirler.

Filmin Fragmanı Aşağıda;


Etiketler:
Kategoriler: Sinema

Vadinin Kurtları Filistin’de…

18 Şubat 2011
kvf5

Kurtlar Vadisi Has Kadro

Serdar Gençer – Artimetre

Kurtlar Vadisi’nin şeklini ve tarzını bilenler için yeni bir dizi bölümü. Bilmeyenler için de 2 saatlik bir aksiyon ve duygu yükseltme etkinliği diyebiliriz bu film için.

Epey zamandır devam eden TV dizisinden çıkan 3. film; Kurtlar Vadisi Filistin. Daha önce Irak ve Gladio’dan sonra gelen bu filmde, dizide devam eden hikayeden bağımsız olarak, Filistin’de yeni bir macera yaşanıyor: Geçtiğimiz aylarda Türkiye’den Filistin’e doğru yola çıkan Mavi Marmara gemisine baskın yapıp 9 insanımızın canına mal olan operasyonun emrini veren Moşe Ben Eliezer adlı İsrail askerini öldürmek! Filmin başında verilen Mavi Marmara ve baskın kurgusu, sadece bir sunum görüntüsü gibi duruyor. Filmin içinde baskınla ilgili bir durum yaşanmıyor. Adamlarımız, İsrail askerlerinin kontrol ettiği Filistin topraklarında görünüp, vakit kaybetmeden olay çıkarmaya ve İsrail askeri öldürmeye başlıyorlar. Bunlar olurken, bir turist olan Amerikalı Simone (Nur Aysan) adlı yahudi hanım da Vadi ekibiyle aynı minibüse biniveriyor. Baş döndüren bir kovalamaca, patlayan bombalar, hiç durmayan silah sesleri ekibimizi ve izleyenleri şaşırtmıyor tabi. Ama Simone bu işten çok ürküyor ve bu beladan kurtulmaya çalışıyor. İsrail’in Filistin’de uyguladığı şiddet politikasını benimsemeyen tarafta bulunanları temsil eden Simone, filmde hikaye ilerledikçe seyircinin vereceği tepkileri veriyor. Duruma şahit oluyor, kimin ne yaptığını anlıyor ve sürekli mesaj veriyor; “siz yahudileri temsil etmemelisiniz, siz canisiniz!”

kvf3

Memati bey

Filmde verilen İsrail görüntüsünde, her türlü şiddeti hiç hesapsızca uygulayan bir devlet var. Eğer 3 kişilik bir ekibi yakalamak istiyorlarsa, bunun için tüm mahalleyi öldürebilirler, hem de hiç gözlerini kırpmadan! Bu esnada kendi askerleri de ölecektir, onlara da acımazlar! Filistin’de yaşanan durumun siyasi yönünü ortaya koymak değil amacımız, ama insani durum ortada. İnsanların yaşamak zorunda olduğu ortamın durumu tam bir felaket. İki taraf için de barış ve huzurdan çok uzak şartlar hakim. Bu film, bir barış tesis etmede fayda sağlıyor mu? Bence kesinlikle hayır. Ancak, öznel bir bakış açısıyla yola çıkan ve ‘yaptım ve oldu’ bir tarzı var diyebiliriz. Dünya İsrail’i kınar, böyle davranmamasını tembihler, ama İsrail yine bildiğini okur, kimseyi de takmaz. Kağıt üstünde görünen kınama, tavsiye kararı gibi şeyler orada yaşayan insanlara bir şey ifade etmez. Onların realiteleri bambaşkadır. Bu film de, diplomatik ilişkiyi, bir masada oturup istişare etme gibi durumları es geçerek kendi realitesini oluşturuyor. Bu açıdan bakarsak, haksız da sayılmaz ve İsrail şiddeti gerçeğinin karşısına, Filistin insanlarının yaşadıkları durumun gerçeğini koyabildiği için filmi başarılı bulabiliriz.

Görüntü kalitesi ve oyunculuklar beklendiği gibi. Ama kurgu ve müzikte bir aceleye gelmişlik havası var. Çekimler devam ederken bir kısmın yanması ve tekrar çekilmesi gereği buna sebep olmuş olabilir. Ama bunu çok önemsememişler gibi bir durum var. Çünkü bu haliyle bir filmden çok klibi andırıyor. Finalin gelişini adım adım hissediyorsunuz ama, şöyle sine sine bir bitiş olmuyor. Silahlar zaten patlayıp dururken, iki patlama arasında birden film bitiveriyor sanki. Yapım ekibinin, başından sonuna bir bütün arz eden bir film ortaya koyma çabası yok gibi. Yeni bir hikayede yine damdan düşme bağlantılar kurmak zorunda kalacakları için, tam bir bitiş olmayacak zaten.

YouTube Preview Image

Etiketler:
Kategoriler: Sinema