Köşe Yazıları

Peki Bu Manipülasyon Değil Mi?

10 Şubat 2010
mavi-senfoni

Burhan Doğançay - Mavi Senfoni

Salih Seçkin Sevinç – Artimetre

Ekim ayında “Forbes Farkıyla Türk Çağdaş Sanat’ına Yatırım Yapanlar Yandı…” başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazıyı yazdıktan hemen sonra birçok yerden tebrik ve teşekkür telefonları aldım. Bu yüzden FORBES’in daha sonraki sanat piyasası için hazırlayacağı tüm yazılar için alıcılarım her daim açık.

7 Şubat Pazar günü Sabah gazetesi’nin İşte İnsan eki’nde FORBES Genel Yayın Yönetmeni Burçak Güven’in “Sanat piyasası ve dört işlem bilmeyen gazeteciler!” başlıklı yazısını okudum.

Yazıyı okuyunca aklıma bir atasözü geldi. “Kelin ilacı olsa önce kendi başına sürermiş.

Yahu, Ekim ayında Forbes daha önceki yazımda eleştirdiğim ne olduğu belirsiz bir Türk Çağdaş Sanat Piyasası analizi yapmamış ve bunun için bir çok yerden de haklı eleştiriler almamış mıydı? Bu dört işlem bilmeyenler o zaman Forbes’de miydi?

Yazı biraz hem suçlu hem güçlü durumunda olmuş.

7 Şubat 2010′da Sabah gazetesindeki yazıyı okumayanlar için ufak bir özet yapayım:  Burçak Güven burada neredeyse Forbes’te olan pozisyonundan tamamen bağımsız bir gazeteci gibi (zaten yazı gazete itibari ile de FORBES’ten bağımsız bir şekilde yazılmış) Forbes dışında İş Dünyası ve Ekonomi dergilerinin yaptığı analizleri beğenmeyerek, Sanat Piyasası’nın manipüle edildiğini söylerek FORBES’i  yüceltmiş ve “Hadi bakalım oralar FORBES’in işi, siz oralara girmeyin. Biz zaten yazıyoruz, bir de siz kafaları karıştırmayın.” der gibi olmuş. İyi de Burçak hanım, beğenmediğiniz ekonomi ve sanat uzmanlarını eleştirirken, bu kişileri dört işlem bilmemekle ve sağlama yapmamakla suçlarken, FORBES 2009 Ekim sayısında “Türkiye’nin En Pahalı Ressamları” yazınızda sizin sağlamacılarınız ve dört işlemcileriniz neredeydi desek yeri midir? Yeridir.

Burçak Güven’in 7 Şubat 2010 tarihli yazısının tamamını okumak isteyenler burayı tıklayabilir.

Ha birde “Sanat Bilmenin Dayanılmaz Üstünlüğü” ara başlığında küçümseyici sanatçı tavırlarından bahsederek sanatın herkes içinciliği üzerinde de her türlü metaforu zorlayan bir halkçı yandaşlık yaratmaya çalışılmış.  Piyasadaki gürültüyü duyan ama henüz hiçbirşey anlamayan sermaye sahiplerine kol kanat gerilmiş. Burçak hanım, Adnan Çoker’i  Hülya Avşar’a “siz ne anlarsınız resimden” temalı azarında görmüştük derken Avşar’a da pek sempatim yoktur ama deyivermiş. Rüzgar Gülü gibi…

Kendime hemen şunu soruyorum… Peki Burçak Güven böyle bir yazı niye yazar?

  • Sanat piyasasına ilk biz el attık. Kimse dokunmasın diye
  • Önceki yazımızda çok eleştiri aldık. Bunu bir toparlamak lazım diye
  • Sonraki FORBES analizlerine zemin hazırlamak için
  • Sanat’la ilgilenen, eser alma potansiyeli olan ama bilgisizliği nedeni ile nereden başlayacağını kestiremeyen kitleyi yanına çekip FORBES analizleri ile yönlendirmek için
  • Gerçekten sanatı sevdiği için
  • Escobar ve Botero arasındaki ilişkiyi sevdiği için

İlk üç önermemin arkasındayım. Sonuncusun espri olduğu açık.

Bir de yazıda bahsi geçen İktisatçı Cemil Ertem ve Dr. Özgür Uçkan’ın hazırlayacakları endeksi sabırsızlıkla bekliyorum. Sn. Uçkan’ın endeks öncesi makalelerini takip ediyorum. Bu kadar eleştiri sonrasında çok sürreel projeksiyonlar görürsem şaşırmam.

FORBES’in Türk Çağdaş Sanat Piyasası ile ilgili hazırlayacağı tüm belge, analiz, araştırma, makaleyi Artimetre olarak yakından takip ediyoruz. Ayrıca FORBES’in bundan sonra hazırlayacağı raporlar da metodolojisini iyileştireceğine inanıyoruz. Bunun için gereken desteği vermeye de hazırız.

Not: Daha önce FORBES’in Yaşayan En Pahalı Ressam araştırmasını metodolojisi ile birlikte eleştiren bir yazı yazmıştım. “Forbes Farkıyla Türk Çağdaş Sanatı’na Yatırım Yapanlar Yandı” isimli yazımı okumak için tıklayın.


Etiketler:
Kategoriler: Köşe Yazıları

11. İstanbul Bienali Ardından Eleştirel Bir Bakış

18 Kasım 2009

11b_afisBienal, başka sergiler gibi değil. Bir ‘dizi sergi’ de değil. Toplamda bir konusu ve kavramı olan, bir cevabın veya arayışın peşinden koşan.. bunu da iki yılda bir yapılan, hatırı sayılır bir bütçesi olan, duyurulması ve insanlarla paylaşılması için de kampanya düzenlenen bir etkinlik bütünü diyelim adına. Bu yılki konusu da oldukça çekici idi: İnsan neyle yaşar?

Soruyu ilk duyduğumda, aklıma “insan sevgiyle yaşar!” demek geldi. Sonra verdiğim cevaplar ise sırasıyla ölümle, pişmanlıkla, umutla oldu.

4 Balkanlı kadının küratörlüğünü yaptığı ve “İnsan Neyle Yaşar?” sorusuna cevap arayan 11. İstanbul Bienali, 3 mekanda başladı. Sorunun vaat ettiği potansiyeli zihnimde heyecanla taşıyarak tüm etkinlik mekanlarını gezdim.. Antrepo’daki 3 adlı yapıt, anlatımdaki sadeliği ve dolambaçsızlığı, ayrıca politik bir söyleme bulaşmadan sadece dünya kaynaklarının adaletsiz paylaşımından etkileyici bir dille bahsetmesi oldukça becerikli bir sergileyişti. Yine aynı mekanda “Devrimi beklerken” adlı eserde ise, birbirinin aynısı 5-6 siyah beyaz karikatürün her birinde bir prenses ve bir de öpülmeyi bekleyen kurbağa var. Parçalar arasındaki tek fark, sadece kurbağaların renkleriydi. Zaman geçer, ama asıl beklenen gelmez, onun yerine vaatleri söyleyenler değişir. Devrim bir türlü olmaz!

Mekanda başka etkileyici ve yeni birtakım ifade biçimleri kullanan sanatçıların heyecan verici eserleri vardı. Sırayı Tütün Deposu ve ardından Rum Okulu aldı. Kanımca en önemli ve ilgi çekmesi beklenen yapıtlar, Antrepo’ya getirilmişlerdi. Şimdi zihnimde canlandırdığımda, diğer iki mekanın o kadar çekici olmadığını hatırlıyorum.

bienalcikuratorekipTek tek, bütün sanatçıları veya eserleri kritik edecek değilim. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: “İnsan neyle yaşarmış?”, bunun cevabını alamadım. Böyle bir soruya karşılık, düzenlenen mekanlar, seçilen eserler çok bağlantısız, ilgisiz ve anlaşılmazdı. Öyle bir söz söyleyelim ki, kimse bir şey anlamasın! Öyle videolar çekelim ki, çok üst bir dilden konuştuğumuz sanılsın, ama ne demek istediğimiz hiç anlaşılmasın. Haydi anlaşılmadık, yüzeyselde -sığ olsun razıyım- bir görünür çekiciliğimiz de olmasın.

Ey sanatçılar ve de sanatçı adayları; ne söylediğiniz kadar, nasıl söylediğiniz de önemli değil mi? Hatta nasıllık daha da önemli değil mi?

Tasarım Kültürü ve Yönetimi eğitiminden Tansel Korkmaz’ın verdiği derste söylediği sanat eseri tarifi önemli bir göstergeye işaret ediyor: Karşısına geçtiğinizde, heyecanlanıyorsanız, mutlu hissediyorsanız, ferahlıyorsanız, işte o baktığınız şey muhtemelen bir sanat eseridir. Eh peki, bu bienalde bunca alanı dolduran ve izleyicisine, bir miktar anlam veya coşku aktaramayan düzenekler neyin nesidir? Anlamsızlık da bir anlam olsun, tamam.. Ama herkes mi aynı dili konuşur canım? O zaman o kadar seçime, o kadar sanatçı ve eser çeşitliliğine ne gerek var?

bienal3Bienal küratörlerim, sanatçılarım, destek veren holdinglerim; emeklerinize ve paranıza yazık olmasın. Kumaşı kesmeden önce iyice ölçün. Sonra ortaya anlamsız ve amacına hizmet etmez, boşluklara çizikler atan işler çıkmasın. Çok büyük laflar etmeye gerek yok, basitçe de söyleseniz anlarız. Yeni ifade seçenekleri oluşturmaya çalışırken, var olanları es geçmeyin ki, biz fukara izleyiciler de yabancılık çekmeyelim. Anlamsızlığa ve absürdlüğe bu kadar sarılmayın ki, ayakları biraz olsun yere basan paylaşımlarımız olsun. Sonra böyle olunca, bienali bu sene gezer, üzerinde heyecanla sohbetler ederiz. Bir sonraki bienali de heyecanla bekleriz… İyi sözlerle analım sizleri.. Değil mi ama?

Serdar Gencer


Paylaş: FacebookTwitterDeliciousDiggStumbleUponTechnorati
2 Yorum »

Etiketler:
Kategoriler: Köşe Yazıları

Yapma, Etme Metin Asağ !

04 Kasım 2009
ressam-foto-1

Metin Asağ ve İttifağı

Yazmayayım diyorum. Sabrediyorum ama kılıcımı kınından çıkardım bir kere … Ben diyorum ki, “Ya, insaflı olayım.”  Onlar diyor ki, “A, lütfen önce ben, önce ben.” Bir konu var ki artık gözüme gözüme sokulunca  yazayım dedim.

Metin Asağ diye bir ressam var. Daha önce Ayasofya’da sergi açtı. Şimdi Paris’te açmış. Tebrikler. Sürekli basın bildirisi gönderiyor kendi e-mailinden. Çabasını takdir ediyorum. Her hafta ikişer tane geliyor maillerden. Ancak mailin şu başlığı nedir yahu? “Paris’te ünlü ressam Metin Asağ’ın eserlerine yoğun ilgi.”  Ön yazıya da bir göz atalım.

“Fransa’da “Türkiye Mevsimi”etkinliklerinde ünlü ressam Metin Asağ’ın açılışı yapılan”les turcomanies de metin asag”konulu Türkiye ve Harikaları projesi Fransızları büyüledi. Ortak paydada kültürleri buluşturan eserler için Fransız yetkililer” Muhteşem “ve  “Olağanüstü” gibi ifadeler ile tanımlamaya çalıştılar.”

Ya, bir ünlü ressam ! (ayrıca bu ressam kendine ünlü ressam diyor) neden kendi e-mail adresinden gönderdiği mailde yaptığı işi ”Muhteşem” ve “Olağanüstü” diye tanımlar ve kendini böyle komik bir duruma düşürür anlamıyorum. Bırak bu tanımları başkaları senin adına yapsın. Basın bildirinde sen sadece yaptığın işi yaz. Bırak sıfatları başkaları yerine koysun, eleştirileri başkaları yapsın. Eserlerini başkası övsün, sergiyi başkaları yersin.

Peki Metin Asağ nasıl bir ressam? İsmail Acar nasıl bir ressam ise, Metin Asağ’da öyle bir ressam. Osmanlı sultanlarının portrelerini yapıyor. Miğferler, Kaftanlar, Napolyon’un Mısır Seferi, Çini Vazo, At Alınlığı v.b. birbirinden eklektik birçok temaya sahip geniş bir portföyü var.

Hele Asağ’ın Fransa’ya gideceği için yaptığını düşündüğüm  “Napolyon’un Mısır Seferi” ve Kırım Savaşı’nın anlatıldığı bir “Üçlü İttifak” tabloları var ki; bakın sanatçının gönderdiği “olağanüstü” basın bildirisinde onlardan nasıl bahsedilmiş.

“Metin Asağ’ın farklı kültürleri ve medeniyetleri olağanüstü harmanladığını kaydeden yetkililer, “sonuç sürprizlerle dolu”diye konuştular. Ancak sürpriz, son 30 yıldır Fransa ‘da hiç yapılmayan Napolyon’a ait tablo ile geldi. Napolyon’un  Mısır seferinin yorumlandığı çalışma bir hayli ilgi çekti. Bu tablo ile karşılaşan kimi sanat tarihçileri Türkiye’nin Avrupa Birliğine Girmesi yolunda, Türkiye’den Fransa’ya bir jest  mi soruları ile karşılaşan Asağ  bir hayli şaşırmış. Sanatçının usta firçasından çıkmış “Kırım Savaşı’nın anlatıldığı üçlü ittifak(Fransız,İngiliz ve Osmanlı)tablosunun verdiği anlamlı mesaj ile Roma, Bizans, Osmanlı medeniyetleri ile “Ayasofya ve Mozaikleri” gibi mimarlık, tarih ve sanatın buluştuğu tabloları da sergilenen eserler arasında yer aldı. “

Basın bildirisi mizah dergisi tadında…

Yazının başında gördüğünüz tablo yukarıda bahsedilen ve Asağ’ın da yanında poz verdiği ”Kırım Savaşı” isimli Avrupa birliği için jest olan tablosu…Fransız, Osmanlı ve İngiliz abilerin “Biz Bir İttifakız” mesajı verdiği tablonun arka fondaki görseli de Eugène Flandin’in Dikilitaş tablosunun ta kendisi.

Yapma, etme Metin Asağ !


Paylaş: FacebookTwitterDeliciousDiggStumbleUponTechnorati
12 Yorum »

Kategoriler: Köşe Yazıları

Forbes Farkıyla Türk Çağdaş Sanat’ına Yatırım Yapanlar Yandı…

29 Ekim 2009

forbes_ekimBu ayın dergilerini karıştırırken yeni rastladım. Forbes dergisi Ekim ayında bir yazı hazırlamış ve bunu tutmuş kapağına kadar taşımış; Başlık:  ”Türkiye’nin En Pahalı Ressamları.” Dergiyi elinize aldığınızda Editör’ün giriş yazısının tamamını bu iddialı içerik üzerine ayırdığını görüyorsunuz. Sayın Burçak Güven yazısının başlığını da şöyle atmış:  ”Forbes Farkıyla Türk Çağdaş Sanatı”. Vay, Vay… Şimdi bakalım neymiş bu fark?…

Forbes rakamlarla konuşmayı seven bir Finans&İş dünyası dergisi. Doğal olarak bu konuda da rakamların konuşulmasından ve sanatın güzel bir yatırım aracı olarak bahsedilmesinden doğal birşey yok. Güven, yazısında Türk Çağdaş Sanatı’nın yükselişinden ve Türkiye’nin dünya sanat arenasında çok iyi bir yere gelmekte olduğundan bahsetmiş. Buraya kadar tespitleri ve yorumları çok güzel…  Ancak yazının sonrası gerçekten ilginç. Bakın Burçak Güven sonrasında ne demiş?

“Bu yüzden Ekim sayımızda FORBES Türkiye’de ilk kez göreceğiniz bir liste var: Türkiye’nin yaşayan en pahalı ressamları listesi! Yine FORBES metodolojisi ve FORBES farkıyla hazırlanan bu liste üzerinden Türk çağdaş sanatının son dönemdeki yükselişine yakından bakıyor ve bu pazarın gelecekte nereye doğru evrileceğine dair bir analiz yapıyoruz.

Bundan böyle her yıl tekrar edeceğimiz bu listedeki değişimler, sanatseverlere ve yatırımcılara rehberlik edecek. Hem de ülkenin en spekülasyona ve dedikoduya açık, en az veri ve bilgi olan pazarlarından birinde size yönderlik edecek. Çünkü yine FORBES farkıyla hazırlandı ve tamamen uzman yorumlarının yanı sıra rakamlara ve somut bilgilere dayanıyor.” İşte burada kesiyoruz !  Zaten yazının bundan sonraki kısmı TEFE, TÜFE, beklentiler ve temennilerden ibaret.

Şimdi soruyorum? “Hem de ülkenin en spekülasyona ve dedikoduya açık” diye özellikle belirttiğiniz ayrıca yazıda “Uzmanlarınızın!” da aynı şeyi yazılarında belirttiği sadece belirli galeri sahiplerinden aldığınız kısıtlı enformasyonla işin içine basit bir standart sapma bile koyamadan, toplam rakamların satılan eser adedine bölünmesi ile bakkal hesabı bir işlemden farkı olmayan analizinizin farkı nerede? Müzayede, galeri, doğrudan sanatçı satışı çorbasından ortaya çıkan veriler ne kadar sağlıklı? Bu çorba ne çorbasıdır?  Bu metodoloji Forbes’in  farkı ise, Forbes’in hiçbir yazısına, yorumuna güvenemem bundan sonra…

forbes12008 Ocak ve 2009 Ağustos’u kapsayan 1,5 senelik zaman diliminde uyguladığınız metodolojide Lebriz.com’un müzayede veri tabanının kullandığınızı ancak Lebriz.com’un verilerinin sadece müzayede sonuçlarını içerdiğini bilerek ve bunu bir eksiklik olduğunu kabul ederek sanki hesaplarınızın doğruluğunu haklı çıkartacakmış gibi  kendisi başlıbaşına bir SPEKÜLASYON ve MANİPÜLASYON olan Sotheby’s in Çağdaş Türk Ressamları müzayedesi ve Christe’s Dubai müzayedelerini de eklemiş olduğunuzu belirtiyorsunuz… Efendim bundan sonra bol “Ancak” lı yazınızda Uzmanlarınız! şunu da belirtiyor. “Ancak kısmen de olsa galeri sahipleri sanatçılarının güncel satış fiyatları konusunda bizi bilgilendirdi.” Aferin onlara ! Kısmen her zaman güzel bir veridir… Kısmeni standart sapma kabul edelim.

Allah aşkına bu yazıyı size kim yazdırdı? Resmen spekülasyon mafyasına kurban gitmişsiniz.

Bundan sonra hersene böyle bir değerlendirme yapacağınızı belirtmişsiniz. Madem böyle birşey yapacaksınız öyleyse şunlara dikkat edin.

1. Müzayede ile galerilerde satılan eserleri aynı potaya koymayın. İlla ikisini bir potaya koyacaksanız aralarındaki korelasyonu belirtin. Hele hele dünyada Türkiye için ilk kez yapılan Sotheby’s ve Christie’s müzayedelerini hiç koymayın.

2. Bir sanatçının değeri 1,5 senede anlaşılmaz. 5 senede de anlaşılmaz.  Sanatçının hayattayken kıymetli olması eserlerinin iyi bir yatırım aracı olacağı anlamına gelmez. Sir Lawrence Alma Tadema, Viktoryan dönemin altın çağını yaşamış bir ressamdır. Ama ne üzücüdür ki Modern resmin yükselişi ile birlikte çağdaşları tarafından yerden yere vurulmuş ve resimleri hayattayken kıymetsiz birer tuval parçası olmuşlardır. Adamcağız bunun üzüntüsünden rahatsızlanmış ve yaşama gözlerini yummuştur. Herhalde bu; bir ressamın ömründe tecrübe edebileceği en kötü şey! Sanatçının ölümünden 50 sene sonra sanatının etkisi anlaşılmış, itibarı geri verilmiş ve eserleri şu anda müzayedelerde milyon dolarlara satılan bir ressam olmuştur.

3. Bir sanatçıyı kıymetli kılan esas şey, sanatçının hayat hikayesi ve onun hikayesini paylaşmak isteyen koleksiyonerlerin, izleyicilerin sanatçıyla olan bağları ve söylevleridir.

4. Sanat, her ne kadar bir yatırım aracı olarak görülse de esasen bir gönül işidir. Kültür ve zevk ile alakalıdır. Aldığınız eseri beğenerek ve severek almıyorsanız ve sizin için bir hikayesi yoksa inanın bir yatırım değeri de yoktur.

5. Gerçekten emin olmadan ve bağımsız oyuncuları bulup konuşmadan yazmayın.

Kusura bakmayın ama benim bir sonrakinde  ”SERBEST PİYASA EKONOMİSİ ve IMF DENGELERİ” isimli bir yazı yazmam ne kadar çiğ olacaksa sizin de bu yazınız o kadar çiğ olmuş.

Keşke yazınız doğrudan ”Türk Müzayedelerinde Yaşayan En Pahalı 50 Ressam” ya da “ Subjektif  Bir Gözle Türk Sanatı” olsaydı.

Sevgili Forbes ekibi, Türk Çağdaş Sanatı adına gerçek manada konuşabilecek sağdan saysanız 10, soldan saysanız toplam 10 kişi var.

Meydan boş, ama o kadar boş değil elbet !

Salih Seçkin Sevinç / Ekim 2009


Paylaş: FacebookTwitterDeliciousDiggStumbleUponTechnorati
5 Yorum »

Etiketler:
Kategoriler: Köşe Yazıları

Artimetre Editör’den…”Kazan Kaynıyor…”

05 Ekim 2009

salih-sbArtimetre’de son zamanlarda hareketlenmeler olduğunu farketmişsinizdir. 2 sene önce Plastik Sanatlar alanında başlattığımız yazılarımız bundan sonra yine ağırlıklı olarak Plastik Sanatlar ekseninde olmak  üzere Sinema, Müzik, Edebiyat gibi konu başlıklarını de içeriyor olacak. Kurulduğu günden bu yana bağımsız bir şekilde habercilik anlayışını sürdüren Artimetre eleştirel duruşu, taraf olmayışı ve özgün içeriği ile Türkiye’de  “Plastik Sanatlar” alanında bir ilki gerçekleştirdi.

Siz sanatseverlerden gelen destek ile de hedefimizi daha da yükseltiyor ve yine bu anlayışı bir basamak daha yukarı taşımaya başlıyoruz.

Yeni yıl için kullanıcı dostu  görsel altyapı çalışmalarımızı da hızlandırdık. İçerik dışındaki farklılığı da en kısa sürede göreceksiniz.

Bu arada izleyicilerimizde merak ediyordur “Yeni sezon yazıları geliyor ama Artimetre neden Bienal’den, Sarkis’ten, Joseph Beuys’dan hiç bahsetmiyor.” diye… Sıkı durun! Herkesin takip edip konuştuğu güncel sanat etkinlikleri için İstanbul’a yeni indirme yapıyoruz sevgili sanatseverler. Bugüne kadar bekledik, izledik, dinledik…Baktık ki canım İstanbul’un her köşesi, her geçidinde bir sanat etkinliği duyurusu asılır olmuş.  Bu şehir ne kadar “Sanatsal” bir kent olmuş dedik ! Bir tarafta Bienal, öte yanda Joseph Beuys bir diğer tarafta İstanbul Modern kendimizden birşeyler bırakalım diye bizi Sarkis’in sergisine çağırıyor. Kazım Taşkent’i  de unutmamak lazım. Herkes işi gücü bıramış, krizi unutmuş sanat adına kendinden birşey bırakmak için İstanbul Modern’e koşuyor. Bienal bir yüceltildi, pir yüceltildi. Gazetelerin kültür sanat köşeleri moda yazarı olması gereken arkadaşlarla doldu taştı. İstanbul İstanbul olalı bu kadar sergi, sanat, kavramsallık görmemiştir herhalde dedik. Biz ekibimizle iyice pişirdik ve kazanı kaynattık. 

Yakında burada detaylı yazılarımızı ve eleştirilerimizi buluyor olacaksınız.

Herşey aşk, tutku ve sanat adına daha iyisi için…

Sevgiyle…


Paylaş: FacebookTwitterDeliciousDiggStumbleUponTechnorati
1 Yorum »

Kategoriler: Köşe Yazıları