Serdar Gençer – Artimetre
Kurtlar Vadisi’nin şeklini ve tarzını bilenler için yeni bir dizi bölümü. Bilmeyenler için de 2 saatlik bir aksiyon ve duygu yükseltme etkinliği diyebiliriz bu film için.
Epey zamandır devam eden TV dizisinden çıkan 3. film; Kurtlar Vadisi Filistin. Daha önce Irak ve Gladio’dan sonra gelen bu filmde, dizide devam eden hikayeden bağımsız olarak, Filistin’de yeni bir macera yaşanıyor: Geçtiğimiz aylarda Türkiye’den Filistin’e doğru yola çıkan Mavi Marmara gemisine baskın yapıp 9 insanımızın canına mal olan operasyonun emrini veren Moşe Ben Eliezer adlı İsrail askerini öldürmek! Filmin başında verilen Mavi Marmara ve baskın kurgusu, sadece bir sunum görüntüsü gibi duruyor. Filmin içinde baskınla ilgili bir durum yaşanmıyor. Adamlarımız, İsrail askerlerinin kontrol ettiği Filistin topraklarında görünüp, vakit kaybetmeden olay çıkarmaya ve İsrail askeri öldürmeye başlıyorlar. Bunlar olurken, bir turist olan Amerikalı Simone (Nur Aysan) adlı yahudi hanım da Vadi ekibiyle aynı minibüse biniveriyor. Baş döndüren bir kovalamaca, patlayan bombalar, hiç durmayan silah sesleri ekibimizi ve izleyenleri şaşırtmıyor tabi. Ama Simone bu işten çok ürküyor ve bu beladan kurtulmaya çalışıyor. İsrail’in Filistin’de uyguladığı şiddet politikasını benimsemeyen tarafta bulunanları temsil eden Simone, filmde hikaye ilerledikçe seyircinin vereceği tepkileri veriyor. Duruma şahit oluyor, kimin ne yaptığını anlıyor ve sürekli mesaj veriyor; “siz yahudileri temsil etmemelisiniz, siz canisiniz!”
Filmde verilen İsrail görüntüsünde, her türlü şiddeti hiç hesapsızca uygulayan bir devlet var. Eğer 3 kişilik bir ekibi yakalamak istiyorlarsa, bunun için tüm mahalleyi öldürebilirler, hem de hiç gözlerini kırpmadan! Bu esnada kendi askerleri de ölecektir, onlara da acımazlar! Filistin’de yaşanan durumun siyasi yönünü ortaya koymak değil amacımız, ama insani durum ortada. İnsanların yaşamak zorunda olduğu ortamın durumu tam bir felaket. İki taraf için de barış ve huzurdan çok uzak şartlar hakim. Bu film, bir barış tesis etmede fayda sağlıyor mu? Bence kesinlikle hayır. Ancak, öznel bir bakış açısıyla yola çıkan ve ‘yaptım ve oldu’ bir tarzı var diyebiliriz. Dünya İsrail’i kınar, böyle davranmamasını tembihler, ama İsrail yine bildiğini okur, kimseyi de takmaz. Kağıt üstünde görünen kınama, tavsiye kararı gibi şeyler orada yaşayan insanlara bir şey ifade etmez. Onların realiteleri bambaşkadır. Bu film de, diplomatik ilişkiyi, bir masada oturup istişare etme gibi durumları es geçerek kendi realitesini oluşturuyor. Bu açıdan bakarsak, haksız da sayılmaz ve İsrail şiddeti gerçeğinin karşısına, Filistin insanlarının yaşadıkları durumun gerçeğini koyabildiği için filmi başarılı bulabiliriz.
Görüntü kalitesi ve oyunculuklar beklendiği gibi. Ama kurgu ve müzikte bir aceleye gelmişlik havası var. Çekimler devam ederken bir kısmın yanması ve tekrar çekilmesi gereği buna sebep olmuş olabilir. Ama bunu çok önemsememişler gibi bir durum var. Çünkü bu haliyle bir filmden çok klibi andırıyor. Finalin gelişini adım adım hissediyorsunuz ama, şöyle sine sine bir bitiş olmuyor. Silahlar zaten patlayıp dururken, iki patlama arasında birden film bitiveriyor sanki. Yapım ekibinin, başından sonuna bir bütün arz eden bir film ortaya koyma çabası yok gibi. Yeni bir hikayede yine damdan düşme bağlantılar kurmak zorunda kalacakları için, tam bir bitiş olmayacak zaten.








