26 Ağustos 2010

Ressam “Gustav Just” ile Röportaj

IMG_5640

Gustav Just

Gustav Just’u “İstanbul’a Sevgilerle” resim sergisinden tanıdık. Arkadaşı ressam Harro Pirch ile son 12 senedir Türkiye’ye gelip burada resim çalışmalarını sürdüren sanatçı ile yaptığımız röportajı siz sanatseverlerin ilgisine sunuyoruz.

A.Viyana denilince aklımıza ilk Gustav Klimt geliyor. Sizin de isminiz Gustav. İsimdaşsınız. Bu konuda size takılıyorlar mı?

G. Birde aynı isimde meşhur bir Viyanalı kompozitörümüz var. Sadece Gustav Klimt yok meşhurlar arasında yani.

A. Sizi  “İstanbul’a Sevgilerle” sergisinde tanıdık. Buradaki bütün resimleriniz suluboya. Sadece suluboya mı çalışıyorsunuz?

G. Bu sergiye özel suluboya çalıştım. Yoksa sadece suluboya yapmıyorum.Yağlıboya, taş baskı çalışmalarımda mevcut.

A. Bunca İstanbul resmi yapmışsınız. Sizin İstanbul sevginiz nereden geliyor?

G. Bu sevgi aslında bana “Harro Pirch” den geçti. 1997′den beri her yıl en az iki kez Türkiye’ye geliyoruz.

A. İstanbul’la ilgili en çok neyi seviyorsunuz? Viyana ile kıyaslayınca…

G. Viyana’da İstanbul gibidir. Karışık ve streslidir. Viyana’da insanların birbirine tahammülü yoktur. Ancak Türkiye’de insanların birbirine daha töleranslı olduğunu görüyorum. Ayrıca Türkiye’de özellikle son zamanlarda teknik anlamda gelişim çok iyi. Burada metro da var, tramvay da var, tünel de var ve de en önemlisi Akbil var. (Gülüşmeler)

A. Peki, eğitiminizi de resim üzerine mi aldınız?

G. Ben aslında heykeltraşım. Eğitimimi de ahşap üzerine aldım. Ahşap heykeller yapmak benim esas işim.

A. Sanat dışında nelerle uğraşıyorsunuz?

G. Ailem. Zamanımın büyük bir kısmı onlarla geçiyor. İki kızım var. İkiside evli. İki de torunum var.

A. Türkiye’de güzel sanatlarla uğraşmak ve bundan ekmek yemek oldukça zordur. Avrupa’da da sanatçı olmak zor mu?

G. Ben şu anda emekli bir öğretmenim. Emekli maaşım ile yaşıyorum. Dolayısı ile ekmeğimi resimden kazanmak zorunda değilim.  Ancak yine de resim sattığım zaman çok seviniyorum.

A. Daha önce “Harro Pirch” e de sorduk. Sizler İkinci Dünya savaşı çocuklarısınız. Savaşın size etkisi nasıl oldu? Onca yıkım, hissiyatınıza nasıl nüfuz etti? Sanatınızı nasıl etkiledi.

G. Ben 1939 senesinde doğdum. Çok zorluklar yaşadık. Isınamadık, yatacak yer bulamadık, korkular yaşadık ama şu bir gerçek ki hiç aç kalmadık. Bir gözlemim var; savaştan bu yana her anlamda grafik hep yukarıya ve iyiye doğru gitti. Ancak şu anki durumda daha yukarı maalesef gidemiyor. Ulaşılan noktayı da tutmakta zorluk çekiyoruz.

A. Her şey teknoloji ile birlikte son derece rahat ulaşılabilir ve tüketilebilir olduğu için bunun zorluğunu ve insanı boşa çıkarışını yaşıyoruz hepimiz. Bunu bir başka deyişle kriz diye de adlandırabiliriz. Örneğin eskiden mahallede bir ressam’ın ya da sanatçı’nın olması son derece önemli bir olaydı. Şimdi Google’a girip suluboya sanatçısı diye arattığınızda karşınızda binlerce sonuç görüyorsunuz. İyi ya da kötü. Doğru ya da yanlış.  Referans noktamızı kaybetmiş durumdayız. Ortada bir enflasyon var.

G. Tabi, bu durumda sanatçı kapasitesi veya kalitesi değil daha iyi pazarlanması ile ön plana çıkıyor. Galeriler de bunda belirleyici oluyor.

A. Burada ismiyle manidar bir sergi yaptınız… Türkiye hakkında neler söyleyeceksiniz?

G. Şimdi tabi Avusturya’dan bakınca Türkiye bir tatil ülkesi olarak tanınıyor. İstanbul çok büyük bir şehir. Nasıl doğudan gelenlerin burada uyum sağlaması zor oluyorsa, buradan da Viyana’ya gidenlerin uyum sağlaması aynı şekilde zor olabiliyor. Bu olumsuz bir şey olarak algılanmasın. Mesela Türkler mangal yapmayı severler. Viyana’da da Türkler bir araya gelir ve mangal yaparlar. İçlerine dönük yaşıyorlar. Uyum sağlamaya çalışmıyorlar. Uyumlarını kendilerine dönük oluşturuyorlar. Aslında birlikte yaşıyor gibi görünüyorlar ama aslında yan yana yaşıyorlar.

A. O muhtemelen göçebe olmamızdan kaynaklanıyor. Atalarımızdan gelen bir miras bu. Tekrar sanata dönecek olursak. Yeni sanat akımları ve bunların sanatçıları hakkında neler düşünüyorsunuz? Enstolasyonlar, videolar, performanslar…

G. Özellikle benim ikinci alanım olan heykelde bütün hepsi değil tabi ama “Yeni Sanatçılar” dedikleriniz örneğin, iş detaya geldi mi geri basıyorlar. Mesela heykelde göz yapılacaksa iki delik açıyorlar. Budur diyorlar. Mesela ben göz yapılacaksa o gözü yaparım. Detay çalışmaktan kaçınmam. İş zorlaşmaya başladığı zaman onlar bırakıyorlar, bu benim sanat anlayışım diyorlar. Sanatları da orada bitiyor. Bir eserin karşısında durup düşünüyorsanız o sanattır. Şu anki akımda ise halledilmiş olan değilde, tamamlanmamış olan şey sanat olarak adlandırılıyor. Biz eski nesiliz tabiki, daha tutucu düşünüyoruz.

A. Çok teşekkürler bu keyifli sohbet için.


Paylaş: FacebookTwitterDeliciousDiggStumbleUponTechnorati

Etiketler:


  1. serdar gencer :

    sergiyi gezdim ve bay just’un istanbul suluboyaları çok güzeldi. kendisine sergisi için teşekkür ediyorum.

Yorum bırakabilirsiniz