Geçtiğimiz ay Taksim Sanat Galerisi’nde İstanbul Sanat Evi‘nin organize ettiği “Mon Amour Istanbul” isimli resim sergisi vardı. İki usta Viyana’lı sanatçı Gustav Just ve Harro Pirch’in fırçasından İstanbul’u izledik. Yaz olmasına rağmen yine de sergiye ilgi büyük oldu. Bu sergi esnasında iki sanatçıyla da ayrı ayrı röportaj yaptık ve onları daha yakından tanımaya çalıştık. Önümüzdeki dönemlerde bu iki ressam’ın Türkiye’de daha çok sergisine tanıklık edeceğiz. Çünkü onlar İstanbul’u ve Türkiye’yi çok seviyorlar. İlk röportajımız Harro Pirch ile oldu. Severek okumanız ümidi ile…
A. Evet, nedir? Nereden gelmektedir bu İstanbul sevdası?
H. Daha önce beş yıl İstanbul’da yaşadım. Bu zaman içinde İstanbul’u sevmeyi öğrendim. Son yirmi yıldır da her sene iki üç kere geliyorum.
A. En son “İstanbul’a Sevgilerle” isimli resim serginizde değişik teknikler gördük. Yağlıboya, suluboya, pastel gibi. Biraz bundan bahseder misiniz?
H. Suluboya’da önce kurşun kalem ile taslağı çiziyorum daha sonra suluboya ile renklendiriyorum. Ve yine bu taslaklardan yola çıkarak yağlıboya yapıyorum.
A. Peki en çok hangi teknik ile haşır neşir olmayı seviyorsunuz?
H. Pastel.
A. Peki neden?
H. İpek üzerine çalışıyorum ve çok hoşuma gidiyor.
A. Bu serginizde sadece peyzajlar görüyoruz. Daha öncesinde ne tarz çalışıyordunuz?
H. Önceleri portreler ve natürmortlar yaptım ve farklı tarzlar denedim tabi ve son durağım ve oturmuş olan tarzım peyzaj oldu.
A. Yeni jenerasyon sanat anlayışı için ne düşünüyorsunuz? Yani, tuvalsiz sanat? Yaptım işte, sanat oldu.” denen sanat için? Başka bir deyişle “emeksiz” sanat için?
H. Enstalasyonlar ve yeni sanat anlayışı da bir kendini tanımlama biçimi ama tabi bütün bunlar için bir de açıklama lazım. Ben öykü’nün dilini öğrendim. Benim bir yazım var bunu renklerle ve yaptıklarımla anlatıyorum. Bu yeni jenerasyon işler için yanında bir de açıklayıcı olması gerekebiliyor.
A. Serginizin ismi’nin “İstanbul’a Sevgilerle” olması çok manidar. Bunu iki Viyana’lı sanatçının söylemesi ise bu manidarlığı iki misli arttırıyor. Türkiye hakkında neler düşünüyorsunuz?
H. Ben İstanbul’u çok seviyorum. İstanbul’da yaşayan birçok arkadaşım, dostum var. Onlarla gayet iyi anlaşıyorum fakat farklı kültürlerden geliyoruz. Bu da uyumu bazen zorlaştırabiliyor.
A. Resim dışında ne yaparsınız?
H. Viyana’da bir bahçem var. Çoğunlukla onunla uğraşırım.
A. Çocuklarınız?
H. Bir oğlum bir kızım var.
A. Maaşallah (Gülüşmeler)
H. Oğlum yedi yaşına kadar burada okudu ve çok iyi Türkçe biliyor. Ayrıca daha sonra Viyana’da Türkoloji ve Arap Filolojisi okudu. Osmanlıca’da biliyor.
A. Çocuklarınızdan sizin gibi resme, sanata ilgi duyan var mı?
H. Kızım Amerika’da çift dalda eğitim gördü. Politika ve Sanat. O da resim yapar.
A. Başka eklemek isteyeceğiniz bir şey var mı? İlerleyen dönemlerde Türkiye’de yeni sergileriniz olacak mı?
H. Resimle uğraşmak isteyenlere söyleyeceğim; bu işi bir meslek haline getirsinler. Yetenek ayrı birşey ama üzerine çok emek vermek gerekiyor. Daha çok sergi açmam gerektiği hissiyatı bende hala hakim mesela.
A. Birde siz İkinci Dünya Savaşı üzerine dünya’ya geldiniz. “Savaş Çocukları”sınız. Bunun sanatınıza ne gibi etkileri oldu?
H. Dedem savaş zamanında çiftçiydi. Bizim de onların yanında yaşamamız gerekiyordu. Bir çiftlik hayatı yaşanıyordu ve biz bu savaşın etkisini çiftlikte hiç hissetmedik.








