Sinem Ergun – Artimetre

Shutter Island: Zindan Adası, 2010
Bu film izleyicileri ikiye bölmüş durumda: Çok beğenenler ve hiç beğenmeyenler.
Psikolojik-gerilim-gizemli polisiye türünü, Martin Scorsese‘yi ve karmaşık karakterleri mükemmel olarak canlandıran Leonardo di Caprio’yu biraraya getiren bu unsurlar elbetteki izleyecinin beklentilerini biraz şekillendirebilir.
Scorsese bu filmde de kendi tarzını uygulamayı sürdürüyor.
Öncelikle cast oluştururken son dönemde birlikte başarılı işlere imza attıkları Leonardo di Caprio’yu seçmesinden bu anlaşılıyor.
Beraber çalıştıkları son üç film Gangs of New York, Aviator, The Departed ile toplam 9 Oscar ve 6 Altın Küre elde ettiler. Gelecek dönem için ise iki film için de çalışmaya başladıkları belirtiliyor. Bunlardan biri “The Rise of Theodore Roosevelt” olacak. Birçok eleştirmen Scorsese’nin uzun yıllar işbirliği içinde olduğu Robert de Niro‘nun yerini Di Caprio’nun alacağı yönünde düşünmekteler.
Ünlü yönetmen, filmlerinde şiddet, suç, adalet, psikopat karakterler, suçluluk duygusu içerikli hikayeleri ağırlıklı olarak seçerken kronolojisi bozulmuş kurgularda uygulamaktadır. Shutter Island‘da da benzer unsurlar yer almakta.
Filmde asıl önemli olan, hikayenin işlenişi ve son ana kadar gizemini koruması. Şiddetli fırtına, yağmur, iri dalgalar, kayalık uçurumlar, mezarlıkla yaratılan atmsoferle adada kapana kısılmışlık ve gerilim hissi seyriciyede aynen geçiyor. Sert ve keskin bir müzik seçimiyle de bu gerilim film boyunca destekleniyor.
Filmin su yüzündeki konusuna gelince; 1954 yılında, polis müdürü Teddy Daniels (Leonardo DiCaprio) ve partneri, Chuck Aule (Mark Ruffalo), akıl hastası Rachel Solando’nun hastaneden kaçışını araştırmak üzere Ashecliff Hastahanesine gelirler. Rachel, üç çocuğunu boğarak öldürmüştür. Teddy araştırması sırasında hastane yönetimi tarafından birçok sınırlamayla ve prosedürle karşılaşır, bir yandanda gördüğü deniz feneri onu hep tedirgin etmektedir.
Teddy adada kaldığı günler içinde iki yıl önce bir yangında kaybettiği eşi ile ilgili tuhaf rüyalar görür. Rüyasında eşi ona yangını başlatan adamın o adada olduğunu söyler. Bu arada Teddy hastaların iyileştirilme yöntemlerini doğru bulmamakta ve başhekimle hep ters düşmektedir.
Leonardo di Caprio, bugüne kadar canlandırdığı karakterler arasında en çok bu rolde zorlandığından bahsetmiş. Gerçektende son zamanlarda bu tarz rollerin en çok yakıştığı aktör olarak düşünüyorum. Blood Diamond, The Departed ve Body of Lies filmlerindeki rollerinin üstesinden başarıyla gelmişti.
Shutter Island’da baş psikiyatrist rolünde oynayan Ben Kingsley ise bence harika bir seçim olmuş.
İyi seyirler diliyorum.







