Salih Seçkin Sevinç – Artimetre
Belki görümüşsünüzdür. Erdem, Beyoğlu İtalyan Kilisesi önünde takılırdı. Resimlerini sokağın ortasına açarak bohem bir yaşayış içinde garip/gariban bir ressamdı. Kendisi ile ilgili bilgiye daha çok Badehane ile ilgili yazılan Ekşi Sözlük verilerinden ulaşabileceğiniz Erdem Uçkan’ı 28/12/2009 tarihinde kaybettik. Ruhu şad olsun.
Asmalımescit’in “Badehanesi”nin demirbaşı olarak bilinen, gelen müşterilere tıpkı Paris’in Montparnasse’sindeki Modern resmin ortaya çıktığı yıllardaki ressamlar gibi eserlerini satmaya çalışan, İtalya’da psikoloji eğitimi almış ama daha sonra Fransa Nice’den Güzel Sanatlar diploması alarak İstanbul’a dönmüş ve burada sanatıyla ekmek mücadelesi vermiş özgür ruhlu bir sanatçı.
Bizim sanatçımız!
Bu ülkede, bu şehrin havasını soluyarak resimler yapmış çok renkli ve çok samimi bir kişilik. Ve bakın kendi ağzından duyabileceğiniz çok az kelamdan biri olarak bizlere ne söylemiş: “Sokakta yaşamak bırakabileceğim bir şey değildi. Sokakta çalışıyorum, sokakta yaratıyorum, sokakta hissediyorum. sokakta fark ediyorum, sokakta satıyorum. İtiraf etmeliyim ki bazen eseri bitirmek mümkün değildi. Para eksikliği renk ve malzeme eksikliği… Parasızlık yüzünden gülünç rakamlara işlerimi sattım. Hep bir kaç kilo verdim, bunun için Türkiye’de satan bir sanatçı oldum.”
Ne güzel değil mi? Kendini ne de güzel ifade etmiş bir insan var ortada. Yaptığı işin bilincinde, sanatıyla halka mal olmaya çalışmış, bunun zorluklarını kendine ifade etmiş, kendisini ti’ye bile almış. Ne kadar alçakgönüllü ve ne kadar vakur bir duruş.
Oysa ne kadar acı !
Bu donanımdaki bir insan daha iyi imkanları ve desteği yaşarken bulmuş olsaydı kim bilir Türk Sanatı adına ne büyük işlere ve tuvallere imzalar atacaktı. “Ama kaderi böyleymiş işte Erdem’in” deyip toplumun ve kendimin vicdanını da rahatlatmayacağım. Hüzünlü, iç buran bir son. Dramatik ama bir o kadar da yaşayışı ve ölümü ile sanatı’nın büyüklüğünü de gösteren bir son.
Yine de şu bir gerçek ki; değer ve anlam sanatçı’nın hayatı ile bütünleşiyor ve bu gelecek kuşaklara miras olarak kalıyor. Erdem de işte böyle bir ressam.
Bu kıymeti bilen ve plastik sanatlar alanında hem bilgi hem de koleksiyon anlamında önemli bir birikime sahibi olduğunu düşündüğüm Ali Şahinler, Erdem’in vefatı üzerine sahibi olduğu GalateaArt’da “Erdem’in Anısına” isimli bir sergi düzenledi. Aynı şekilde Badehane‘de Erdem’in anısına 8 Mart’ta bir sergi başlattı. Erdem’in resimlerini merak edenler Asmalımescit’te her iki yeri de ziyaret edebilirler. Sergiler halen devam ediyor. Ali Şahinler sergide kendi koleksiyonuna ait olan hiçbir Erdem uçkan tablosunu satmıyor. İşte manevi bağlılık ve değer verme, dolayısı ile değerlenme burada devreye giriyor.
Biz de Artimetre olarak Erdem ile ilgili elimizdeki tüm bilgileri bir araya toplayarak onun anısına bu yazıyı hazırlamaya çalıştık. Eğer Erdem hakkında bilgisi olan, ne için vefat ettiğini bilen, anısı olan var ise lütfen bu yazının altına yorumunu bırakmaktan çekinmesin. Onu bilmeyenler daha çok tanısın ve bizde bu sanatçımız için üzerimize düşen görevi yerine getirelim.
Galateart’ın “Erdem Uçkan Anısına” yaptığı sergi ile ilgili basın bildirisini aşağıda bulabilirsiniz.
“Asmalımescit’li ressam dostumuzun resimleri Galateaart’ta sizi bekliyor.
1953 yılında İstanbul’un Moda semtinde doğan Erdem Uçkan, 1970’li yılların başlangıcında psikoloji eğitimi almak için İtalya’ya gitti. Psikoloji eğitiminin ardından, hukuk eğitimi alan Erdem, İtalya’da ki yıllarının ardından Fransa’da Nice’de Güzel Sanatlar diploması alarak İstanbul’a döndü. Erdem’in resimlerinde , dönem dönem tekrarlayan konular, yaşadığı bölgenin tarihine olan merakını, felsefe ve psikolojiye olan ilgisini göstermektedir. Dışavurumcu bir uslupla akrilik ve yağlıboya kullanarak özgün resimler yaratan Erdem’i 28 Aralık 2009 tarihinde kaybettik. Sokakta yaşayan, hisseden, fark eden, yaratan, üreten, çalışan, satan Asmalımescit’li ressam dostumuzu sevgiyle anıyoruz.
Galatea Sanat Galerisi tarafından Erdem’in anısına hazırlanan resim sergisi 16 Şubat-16 Mart tarihleri arasında görülebilir.”
Erdem UÇKAN Hakkında;
1953- 28/12/2009
1953 yılında Anadolu yakasının tarihi semti Moda ‘da doğdu. 1970’li yılların başlarında psikoloji eğitimi almak için İtalya’nın Padova bölgesine , 2 yıllık psikoloji eğitiminin ardından hukuk eğitimi almak için Torino’ya gitti.
Kozmopolit bir sanatçı olan Erdem, Güzel Sanatlar Akademisi’nden diploma alarak Nice’e taşındı. Sonrasında İstanbul’a dönüp dört yıl rehber ve çevirmen olarak çalıştı. İngilizce, Fransızca, İtalyanca tercüme yapıyor olması yaşamış olduğu eğitim sürecinin ona kattıkları arasında yer alırken aynı zamanda sanat çalışmalarını yürütmüştür.
Erdem o dönemde bize şöyle söyler: “Önce İstanbul’un camilerini resmetmeye başladım sonra sinagog ve kiliselerini de ekledim, Cumhuriyet dönemi ve sonrası manzaralarını, o yerleri yeniden keşfetmek giderek ülkemin tarihini inceleyen bir çalışmaya itti beni. İstanbul’un tarihinde, İtalyan, Fransız, Avusturyalı mimarların özellikle Levantenlerin yaşadığı Pera bölgesinde izleri gözükmektedir. Benim sanatsal gelişimim İstanbul’un tarihiyle ilgili araştırmalarımla paralel gelişti. Farklı mimarilerin sanatsal etkileri temaların soyut ki şimdiye kadar sadece figüratif sanata ilgi vardı . Araştırmalarım sonucunda tarihi kitaplardan bulduğum yerler Osmanlılar,Levantenler , Bizanslılar, Yunanlılar’a aitti. Ve bende resimlerimde bunu yansıttım.”
Moda semtinin Erdem’in üzerindeki etkisiyle resimlerinde denize ve balıklara olan tutkusunu yansıttı.(1980’li yıllara kadar kirlilik ve endüstriyel balıkçılık krizi nedeniyle 80 balıkçı limanı İstanbul’u terk etti.) Sıklıkla çizdiği balıklar onun için gizli bir sembol, bilgelik ifadesiydi. “Balık her şeyi bilir ama düşünmez.” atasözünün aslında herkese bir mesaj verdiğini, insanların düşünebildiğini ama hiç bir şey bilmediklerini yada bir başka ifadeyle “ balık hafızalı” olup çok çabuk ve kolay unuttuklarını , hiçbirşey bilmemektense her konu için bir bilgisi olduğunu sananların, balıkların bizi davet ettiği yaşamdaki gizemlere daha fazla dikkat etmesi gerektiğini düşünür. Kendisine yararı olmasa da başkalarına olacağını söyleyerek resimlerinde balıkların ve insanların benzerliklerini, farklılıklarını tasvir eder.
Erdem’in sözlerini, biyografik olaylara göre açıklamak zordur o her zaman inatçı bir iyimserlik içindeydi, bir suçlama sonucunda pasaportunun elinden alınması, sokaktaki evsiz yaşamı, iyi yaşam koşulları sağlamak için günlük mücadele koşulları ve yaşanan ekonomik zorluklar.. Tüm bu olumsuzluklara rağmen tuval genelinde veya renklerde başarısız kabul ettiği çalışmalarını tamamlamadan satmaktan kaçınarak İstanbul’a karşı duygularını resmetmeye devam etti.
“Sokakta yaşamak bırakabileceğim bir şey değildi. Sokakta çalışıyorum, sokakta yaratıyorum, sokakta hissediyorum. sokakta fark ediyorum, sokakta satıyorum. İtiraf etmeliyim ki bazen eseri bitirmek mümkün değildi. Para eksikliği renk ve malzeme eksikliği… Parasızlık yüzünden gülünç rakamlara işlerimi sattım. Hep bir kaç kilo verdim, bunun için Türkiye’de satan bir sanatçı oldum.”
Biz Asmalımescit’te Erdem ile aynı dönemlerde yaşayanlar , onun ürettiklerini sevdik saygı duyduk , ve onun efendiliği , insanlar ile olan düzgün ilişkilerini medeni davranış şeklini unutmayacağız. Hatıraları ve eserleri ile hep bizler ile yaşayacak ve yeni nesillere devir olacak.
Lütfen Erdem’i bilen ve tanıyanlar bu yazıyı okuyunca bizimle anılarını ve fikirlerini yorum olarak aşağıda paylaşsın. Ekşi Sözlük‘te tüm hayatı 9 madde’den ibaret yazılmış. İşte ömür bu kadar aslında. Bir sayfa’ya ya sığarsın, ya da sığmassın.
Ama Erdem daha fazlasını hak ediyor.
Eserlerinin değerlenmesi için ölmeni bekliyorlardı ya hani. Al işte oldu !
Nur içinde yat sevgili Erdem Uçkan!












Kaybını ilk duyduğumda çok içim yanmıştı…sonra, özgür kaldığını,ruhunun rüzgarla, kuşlarla, kelebeklerle buluştuğunu düşünerek avundum. Işık içinde yatsın. Etkinliklerinizden ötürü kutlarım efendim, sevgiyle kalın sizler de.
Erdem Uckan ile ilgili yazinizi okudum.Sizlerle iftahar ettim. Aramizda olmayan bir ressam icin yasayanlarada ders olacak sekilde hayatin acimasizligini da acik bir sekilde ortaya koymaniz cok guzel.Siz sanki yazarken onun uzuntusunu gercekten duyuyor ve okurlara da bunu aktarabiliyorsunuz.İnsallah sizlerin yazilari ile sanatcilara daha cok deger verilir ve yasarken onlarda yaptiklari ile kazanan ve bu degerli insanlara yakisan mutlu olacaklari bir yasam icinde olmalari saglanir.Sizin ve bizim gibi sanati sevenlerde mutlu olur.Neden ressamlar icin bir birlik olusmuyor.Bir oncu onlara sahip cikip sosyal yonden onlari korumuyor.Gerektiginde birbirlerine destek olabilir.Sikintiya dustuklerinde el uzatacak bir grup,bir dernek olabilir.Bu konu uzerinde siz de oncu olabilirsiniz diye dusunuyorum.
Erdemi kıbrıs hayatından tanırım kendi dünyasını yaşayan gerçek dünyadan kopuk resimlerinle yaşayan bir hali vardı arkadaşım tanıştırmıştı . parası yok dedi ama resimlerini beğenmiştim kendisinden hediye vermek için satın aldım 4 yıl sonra beyoğlunda karşılaştık yine eski erdemdi
girne kalesinin etrafında kalır oralarda resim yapardıi onu tanımayanlar sokakta yaşayan sıradan insan olduğunu zannederdi.arkadaşım onunla italyanca konuşmaya başlayınca bu görüntünün altında çok derin bir insan ışığına sahip olduğunu yakaladım .görünüşü aldatcıydı.
Erdem Uçkanın vefatı beni derinden yaraladı,bir sanatçının sonu böylemi olmalıydı.?sanata ve sanatçısına değer vermeyen bir millet asla uygarlık yolunda ilerleyemez..herşey olabilirsiniz ama ya sanatçı…..
Canım Erdemcim hayatın en zor anlarını seninle beraber paylaştık son nefesine kadar seninle beraberdim yokluğun benim için çok zor resimlerinle avutuyorum kendimi ruhun şad olsun Erdemcim seni çok seven yeğenin zehra uçkan…
En son Tünel’de, ara sokakta, kahvenin orda mor ve turuncu renklerin hakim olduğu çalışmalarını pencere dibinde, duvar kenarında sergilerken karşılaştık. Bir şeyler isteyip istemediğimi sordu. Ben de Erdem bey bugün müsait değilim daha sonra görüşürüz dedim. Mütevaziliğn en üst merdiveninde bir insan. Sanatını ticaret kaygısı gütmeden, eserleri zaten çok ucuz olmasına rağmen fiyatlarını utana sıkıla söyleyen bir insan. ”Problem değil siz alın, tanışıyoruz, sonra getirisiniz” dedi. Ben teşekkür edip daha sonra uğrayacağımı söyledim. Aradan zaman geçti, ama tablolar aklımda, her Tünel’den geçtiğimde gözlerim Erdem’i arıyor. Bir seferinde merak edip kahveye sordum ”hastanede” dediler. Erdem daha genç bir insan, hiç aklıma gelmezdi böyle bir şey. Bu tatsız haberi görmek için arama motoruna ”ressam Erdem” yazmam gerekiyormuş. Çok az tanıdığım Erdem şimdi yüreğime bir ateş düşürdü.
Bir akşam yine Tünel’de karşılaştık yeni çalışmalarından bahsetti. Ben de durum yine aynı bir hafta sonra görüşmek üzere sözleştik. Galiba haftasına kalmadan Tünel’de bir binanın üst katlarındaki bir kafede buluştuk. Balıklı tablolarını gösterdi, biz de 3 tanesini almaya karar verdik. Bundan sonrası pek piyasa aklına uymuyor. Biz Erdem’e kaç para diye soruyoruz. O da ” şu kadar lira ama ben size indirim yapacağım” diyor. Biz de ”Erdem kardeşim indirime gerek yok zaten fiyatların ziyadesiyle uygun” diyoruz, o olmaz diyor ve bize başka bir tablosunu hediye ediyor. O akşam daha sonra oturup biraz sohbet ettik ve mütevazi görünüşünün altındaki koca insanı görme imkanım oldu.
Huzur içinde uyu Erdem.