11 Mart 2010

Kitap Tanıtım: Açlık Oyunları

aclik_oyunlari_suzanne_collins

Açlık Oyunları - Suzanne Collins

Sinem Ergün – Artimetre

Açlık Oyunları – Suzanne Collins

Son zamanlarda hızlı okunma rekorunu kırdığını düşündüğüm bir kitap.  Okuyan kişilerin çoğunun yorumuna bakıldığında elden düşüremediklerini, bitirene kadar bütün işlerini ertelediklerini belirttikleri bir roman. Bana soracak olursanız, bende farklı bir şey söylemem doğrusu, gerçekten çok sürükleyici ve merak uyandırıcı bir kurgusu var. Yazım dilinin sade ve akıcı olması da okunurluğunu kolaylaştırıyor. Bu iki parametre birleşince de kitap elden düşmez oluyor haliyle.

Açlık Oyunları aslında, Suzanne Collins tarafından yazılmış olan bir üçlemenin ilk kitabı. Yalnız bu üçlemeye başlamanın şöyle bir sakıncası var, okumaya devam etmek isteyen okuyucular ikinci kitap “Ateşi Yakalamak”’ı bitirdikten sonra üçüncü kitap “Alaycıkuş”u Ağustos’a kadar beklemek zorunda kalacak.

Roman, bilimkurgu macera türünde. Hikaye, distopik bir devlet yönetiminde ve zamandan bağımsız bir dönemde ama teknolojinin çok ilerlemiş olduğu bir tarihte Kuzey Avrupa’da geçmekte. Mıntıkalar halinde sömürge olarak yaşayan toplulukların en korkulu rüyası her yıl yapılan Açlık Oyunları yarışması.

Kura yöntemiyle her mıntıkadan bir kız bir erkek çocuğu seçilip yönetim tarafından belirlenen arenada yaşam mücadelesi verecektir. Üstelik tüm halk bu yarışmaları seyretmekten çok keyif almakta ve üzerlerine bahis oynamaktadır. Hikayenin baş kahramanı 16 yaşındaki Katniss bu yarışmaya katılmak zorunda kalır ve ölüm kalım savaşı başlar.

Romanın yazarı Suzanne Colins, kitabın önsözünde bu hikaye için kendisine ilham veren öğeleri, mitoloji saplantısı, Eski Roma dönemi filmlerine düşkünlüğü ve babasının askeri uzman oluşu olarak belirtmekte.

Elbette bu oyun her okura Gladyatörleri anımsatacak ve bu tarz vahşetin tarihte varolduğunu gözler önüne serecek, daha büyük kapsamlı düşünüldüğünde ise savaşlar da insanların çaresizce arenada yerini alıp öldürmek zorunda kaldığı zamanlar olduğunu hatırlatacak.

Kitabın başlarında, insanlara yapılan bu haksızlığı ve onların çaresizce olanları kabullenişini ağır bir dram olarak hissederken, oyunlar başladığında havaya girip kanlı şiddet sahnelerine alışıverdim.

Hatta kitap bittiğinde bu mücadele daha vahşi yazılmalıydı diye bile düşündüm. Ortam insanı bir canavara dönüştürecek baskıyı yaratmakta olmasına rağmen kahramanımız kitabın sonuna kadar benliğini ve soğukkanlılığını korumayı başaracak şekilde kurgulanmış ve okuyucunun da sempatisini hiç kaybetmemekte.

Daha sert ve ürkünç sahnelerin olması gerektiğini söylemiş olmam, çaresizliğin ve hayatta kalma mücadelesinin daha derin hissedilmesi için ve ayrıca buna çok benzer bir filmi daha önce seyrettiğim içindir.

Battle Royal “Ölüm Oyunu”, 2003 yılında gösterime giren bir film. Burada da hikaye bir grup ortaokul öğrencisinin boş bir adaya götürülüp son kişi kalana kadar birbirlerini öldürmeleri gereken bir oyunun parçası olmaları ve aynı kitaptaki gibi burada da bu oyunları tüm ülkenin televizyondan seyrediyor ve zevk alıyor olması.

Romanın birinci tekil şahıs yöntemiyle yazılmış olmamasını tercih ederdim. Bu şekilde oyunun galibinin kim olacağı baştan belli olmuş oluyor, elbetteki mücadeleyi adım adım takip etmenin heyecanı güzeldi ama yine de bir anlatıcı yoluyla yazılmış olsaydı son ana kadar merakımız en yüksek seviyede olurdu. Bunun yanısıra diğer oyuncularla ilgili daha derin bilgiye sahip olur, onların duygularını ve değişimlerini yakından incelemiş olurduk.

İkinci kitap “Ateşi Yakalamak” hikayeye devam niteliğinde olup yeni bir oyunun habercisidir.  Fakat bu sefer kurallar farklıdır, öte yandan yönetime karşı  isyan hazırlıkları gizlice başlamak üzeredir.

Konu itibariyle ve popülaritesinin de çok olması sebebiyle yakın zamanda beyaz perdede seyretme ihtimalimiz yüksek diye düşünüyorum.


Paylaş: FacebookTwitterDeliciousDiggStumbleUponTechnorati

Etiketler:


  1. edanur :

    Gerçekten okunası bir kitap meraktan çatlamamak için sabaha kadar oturup bir gece de bitirmiştim 2.kitabı, ağustos’u beklemek zor oluyor biraz. Aslında çok da uzak olduğumuz ya da hiç tanımadığımız bir toplum çeşidi, devlet yönetimi değil kitapta geçenler, okurken kitabı toplama kamplarını hatırlattı hep bana.

Yorum bırakabilirsiniz