Bienal, başka sergiler gibi değil. Bir ‘dizi sergi’ de değil. Toplamda bir konusu ve kavramı olan, bir cevabın veya arayışın peşinden koşan.. bunu da iki yılda bir yapılan, hatırı sayılır bir bütçesi olan, duyurulması ve insanlarla paylaşılması için de kampanya düzenlenen bir etkinlik bütünü diyelim adına. Bu yılki konusu da oldukça çekici idi: İnsan neyle yaşar?
Soruyu ilk duyduğumda, aklıma “insan sevgiyle yaşar!” demek geldi. Sonra verdiğim cevaplar ise sırasıyla ölümle, pişmanlıkla, umutla oldu.
4 Balkanlı kadının küratörlüğünü yaptığı ve “İnsan Neyle Yaşar?” sorusuna cevap arayan 11. İstanbul Bienali, 3 mekanda başladı. Sorunun vaat ettiği potansiyeli zihnimde heyecanla taşıyarak tüm etkinlik mekanlarını gezdim.. Antrepo’daki 3 adlı yapıt, anlatımdaki sadeliği ve dolambaçsızlığı, ayrıca politik bir söyleme bulaşmadan sadece dünya kaynaklarının adaletsiz paylaşımından etkileyici bir dille bahsetmesi oldukça becerikli bir sergileyişti. Yine aynı mekanda “Devrimi beklerken” adlı eserde ise, birbirinin aynısı 5-6 siyah beyaz karikatürün her birinde bir prenses ve bir de öpülmeyi bekleyen kurbağa var. Parçalar arasındaki tek fark, sadece kurbağaların renkleriydi. Zaman geçer, ama asıl beklenen gelmez, onun yerine vaatleri söyleyenler değişir. Devrim bir türlü olmaz!
Mekanda başka etkileyici ve yeni birtakım ifade biçimleri kullanan sanatçıların heyecan verici eserleri vardı. Sırayı Tütün Deposu ve ardından Rum Okulu aldı. Kanımca en önemli ve ilgi çekmesi beklenen yapıtlar, Antrepo’ya getirilmişlerdi. Şimdi zihnimde canlandırdığımda, diğer iki mekanın o kadar çekici olmadığını hatırlıyorum.
Tek tek, bütün sanatçıları veya eserleri kritik edecek değilim. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim: “İnsan neyle yaşarmış?”, bunun cevabını alamadım. Böyle bir soruya karşılık, düzenlenen mekanlar, seçilen eserler çok bağlantısız, ilgisiz ve anlaşılmazdı. Öyle bir söz söyleyelim ki, kimse bir şey anlamasın! Öyle videolar çekelim ki, çok üst bir dilden konuştuğumuz sanılsın, ama ne demek istediğimiz hiç anlaşılmasın. Haydi anlaşılmadık, yüzeyselde -sığ olsun razıyım- bir görünür çekiciliğimiz de olmasın.
Ey sanatçılar ve de sanatçı adayları; ne söylediğiniz kadar, nasıl söylediğiniz de önemli değil mi? Hatta nasıllık daha da önemli değil mi?
Tasarım Kültürü ve Yönetimi eğitiminden Tansel Korkmaz’ın verdiği derste söylediği sanat eseri tarifi önemli bir göstergeye işaret ediyor: Karşısına geçtiğinizde, heyecanlanıyorsanız, mutlu hissediyorsanız, ferahlıyorsanız, işte o baktığınız şey muhtemelen bir sanat eseridir. Eh peki, bu bienalde bunca alanı dolduran ve izleyicisine, bir miktar anlam veya coşku aktaramayan düzenekler neyin nesidir? Anlamsızlık da bir anlam olsun, tamam.. Ama herkes mi aynı dili konuşur canım? O zaman o kadar seçime, o kadar sanatçı ve eser çeşitliliğine ne gerek var?
Bienal küratörlerim, sanatçılarım, destek veren holdinglerim; emeklerinize ve paranıza yazık olmasın. Kumaşı kesmeden önce iyice ölçün. Sonra ortaya anlamsız ve amacına hizmet etmez, boşluklara çizikler atan işler çıkmasın. Çok büyük laflar etmeye gerek yok, basitçe de söyleseniz anlarız. Yeni ifade seçenekleri oluşturmaya çalışırken, var olanları es geçmeyin ki, biz fukara izleyiciler de yabancılık çekmeyelim. Anlamsızlığa ve absürdlüğe bu kadar sarılmayın ki, ayakları biraz olsun yere basan paylaşımlarımız olsun. Sonra böyle olunca, bienali bu sene gezer, üzerinde heyecanla sohbetler ederiz. Bir sonraki bienali de heyecanla bekleriz… İyi sözlerle analım sizleri.. Değil mi ama?
Serdar Gencer








AYNI FİKİRDEYİM YÜREĞİNE SAĞLIK. EMİNİM ÇOK KİŞİ BU DUYGULARI PAYLAŞIYORDUR ADIM ADIM ÇIKACAKSIN BU MERDİVENDEN BASAMAK ATLARSAK KÖTÜ TÖKEZLENECEĞİZ İNSANLARI ANLAŞILMAZ OLMAYA ÖZENDİREBİLİR ÇOK DİKKATLİ OLMALIYIZ BİENNAL LER SADECE SANAT EĞİTİMİ ALMIŞ KİŞİLER İÇİN DEĞİLDİR
SEBA UĞURTAN SEBA SANAT GALERİSİ İZMİR
Yazınızda görüşlerinizi belirtmişsiniz, doğrudur, yanlıştır demek yersiz olur. Sadece şu bölümle ilgili bir yorumum olacak:
Karşısına geçtiğinizde, heyecanlanıyorsanız, mutlu hissediyorsanız, ferahlıyorsanız, işte o baktığınız şey muhtemelen bir sanat eseridir.
Evet orada bir “muhtemelen” ibaresi var ama özünde çok sığ bir sanat (eseri) tanımı bence. En azından heyecanlanmak, mutluluk ve ferahlık sanatla ilişkilendirmek üzere seçilmiş fazla pozitif sıfatlar. Ağlamak? Dertlenmek? Günlük yaşamdaki sorunlara kafa yormak…vs gibi negatif içerikli duygu ve fikirleri de sanattan beklemek gerekmez mi?