27 Ekim 2009

Ekim Ayı Sergilerine Eleştirel Bir Bakış…

olgachernyshavaOlga Chernysheva Video Enstalasyon ve Fotoğraf Sergisi – Kazım Taşkent Sanat Galerisi (9 Eylül – 11 Ekim 2009)

Video enstalasyon’un ne kadar sanatsal değeri olabileceğini sorgulayıp durmama rağmen Olga hanımefendinin sergisini gezmeden edemedim. Ezgi Başaran hanımefendi de bir yazısında bu sergi için ”Soğuk Savaş hissiyatı için:” demiş. Hani Okuyun, Gezin, Görün, Yiyin, İçin tarzı birşey… “Soğuk Savaş hissiyatı için:”… Bu hissiyatı yakalamak bu kadar kolay mı acaba diyerek gittim. Ezgi Başaran’ın gulyabani diye nitelendirdiği ve “Annecim!” diyerek kaçtığı naylon üzerine basılmış Rus tipleri gördüm. Zaten önünden geçerken her gün görüyormuşum. İçeride bu tiplerin daha hasosunu görmek gibi bir düşünce vardı bende ama olmadı, göremedim. Yoklar, sadece camdalar. Hani korku tünelinde görülen yaratıklar misali bir şey gördü sandım. Ezgi Başaran’ın da korkası gelmiş canım. Poşet üzerine yapılan baskılardan korkmuş.

Sergide ne var. Efendim, alt katta video enstalasyonlar, yukarıda fotoğraf sergisi.

Alt katta sanatçının banliyö treni içinde yürüyerek çektiği 7,5 dakikalık bir video, “Şenlikli Rüya” isimli bir başka video, sonra kızıl ordunun minik subaylarının tören sırasında gözleriyle kestiği ponpon kızların videosu. Bunlar aklımda kalanlar. Birkaç tane daha video vardı. Fotoğraflar ise Rusya’dan müzelerden…Sergi 11 Ekim’de bitti.

Kazım Taşkent’te şöyle ne zaman “Budur!” diyebileceğim bir enstalasyon görebileceğim çok merak ediyorum. Beni başka bir hale taşıyacak sanatçıyı/işi sabırsızlıkla bekliyorum. Yoksa bu kadar yatırıma, emeğe gerçekten yazık. Körler sağırlar birbirini ağırlardan başka birşey olmuyor. Yapı Kredi, Kültür Sanat hizmeti adına parasını sokağa atıyor. Üstelik halkın parasını…

Ha, bu arada Olga Chernysheva yılın sayılı sanatçıları arasına felan girmiş biri. Oy, Oy…

Madonna Nudes – Casa Dell Arte (8 Ekim – 27 Ekim 2009)

Mısır apartmanında Casa Dell Arte’nin genç mekanında ikinci sergisi. Martin Schreiber zamanında Madonna’yı çıplak yakalamış ve basmış deklanşöre… O günden bugüne kız meşhur oldukça, bu da şişirmiş foto-sanatçı egosunu. Resmen kızın üzerinden ekmek yiyor. Başka ne iş yapsa, bundan sonra kimin nü fotoğrafını çekse bundan sonra boş. 

madonnanudes01Şimdi konu yine Ezgi Başaran’a gelecek. Sergide yetkililere sordum ve öğrendim ki Martin Schreiber bayanlara açılış esnasında bir farklı yakınlık göstermiş,  önüne gelen bayanı soymak istemiş ve nü fotoğraflarını çekme teklifinde bulunmuş. Açılışta bayanlardan önüne geleni öpüyormuş. Acayip sulu bir adammış. Aynı yakınlığı erkeklere göstermiyormuş. Bana orada Ezgi Başaran’ın da yazısını gösterdiler. Yazıvermiş; “İyi fotoğrafçıya niye sıfır verdim ve Madonna’yı nasıl savundum” diye.  Adam pervasızca konuşmuş, libidosuna tavan yaptırmış.  Yaptım oldu demiş. Bizim kadınlarımız “Bu nasıl adam?  Madonna’yı bu hallere düşürmüş ama bizi sokamayacak.”  tavırlarında. Adamın adamlığı sorgulanır durumda. Neyse Martin çekip gitmiş. Casa Dell Arte’nin üst katına çıkıyorum. Yine aynı muhabbet:  ”Martin Schreiber, şöyle kadın düşkünü, böyle yapışkan v.s.”

“İyi de.” dedim. “Bir şeyi farkedemiyorsunuz? Hepiniz bu adamdan bahsediyorsunuz.”

Adam yapacağını yapmış. Bu kadar! Ezgi Başaran’da onu yazmış. Küstahlığından bahsetmiş. E, bizde yazıyoruz. E, ne güzel…

Sergiye dönecek olursak; sergiyi gezmek güzel, kadın vücudu anlamlı, Madonna 1979 senesinde gencecik, masum ve henüz daha meşhur olmamış.

Arkadaşımla beraber sergiyi gezerken “Herşey gençliğinde güzel!” deyiverdik.

Bu arada Martin amca ticari bir trick yapıvermiş.  Bu adam bence yaptığı herşeyi bilinçli yapıyor.  Zeki bir adam. Hesapta özgün baskı olan resimleri her seneye uyarlamış . Yani 2009 senesinde 1/7 hesabı…2010′da bir 7 tane daha basılacak demek bu. Gel Vatandaş! 2009′un özgünleri bunlar! Olsun, Madonna bu kaldırır. Her sene aynı fotoğrafları özgün baskı diye basıp basıp satabilir Martin amca…Sorun yok!

Ben de Martin amca’nın yanındayım. Ona da acıyın Ezgi hanım…Kolay değil hayatının işini kariyerinin başında ortaya koymak.

Gülveli Kaya Resim Sergisi - Casa Dell Arte ( 7 Ekim – 23 Ekim)

Hemen üst kattayız. Dekoratif tabloları ile Gülveli Kaya. Daha gencecik bir ressam. Duvar kağıdı motifi gibi büyük tuvallere akrilik yağlıboya çalışmalar yapmış. Desenlerin altına kimi suretleri gizlemiş, kimini aşikar etmiş. Melankolik ve romantik. Ama gelişmekte olan bir ressam için tuval fiyatlarını biraz yüksek buldum.

Roma’dan Antik Bizans’a  Resim Sergisi – Cemal Reşit Rey Fuaye Alanları (17 Ekim – 31 Ekim)

antonio-lagliaÖncelikle belirtmekte yarar var. Kültür İşleri ve Büyükşehir Belediyesi CRR’de bu tip işlere imza atabildiği sürece salonun hakkını vermiş olacak.  Kültürlerarası köprüler ancak böyle oluşturulur. İtalya’dan Cristina Annino, Mauro Baldino, Massimo Fiocco, Antonio Laglia, Germana Ponti ve Gianluca Tedaldi’nin eserlerinin sergilendiği fuayenin kuratörlüğünü Gehum Tabak yapmış. 31 Ekim’e kadar sergiyi gezebilme imkanınız var.

En çok Antonio Laglia’nın eserleri dikkatimi çektiler. Kuvvetli, hiper-realist tadları da andıran ama resim dilini bozmayan bir fırça. Eski mobilyalar ve melankolik ortamlarda post-modern kızlar. Hemen İlke Kutlay’ın resimleri geldi aklıma. Bu tatları Nazif Topçuoğlu’nun fotoğraflarından da almak mümkün. Ortak bir sergi yapsalar hepsinin aynı atölyenin farklı fırça ve enstrümanları olduğunu düşünebilirsiniz.

Şimdi konu yine Ezgi Başaran’a gelecek ya… Neyse…


Paylaş: FacebookTwitterDeliciousDiggStumbleUponTechnorati

Etiketler:


Yorum bırakabilirsiniz