
Konserden bir kare...
Bütün müzik grupları bir yana Pink Floyd bir yana… Pink Floyd’u ilk defa kuzenimin evinde kasetçalardan dinlemiştim. ‘The Wall’ her daim dinleyen insanı yakasından tutar ve kendi içine çeker. Benimki de öyle olmuştu. Tabi, o zamanlar daha çocuktum.
Büyüyüp de Pink Floyd’un artık grupça konser vermediğini anlayana kadar Pink Floyd’un şarkıları damarlarıma işlemişti bile. David Gilmour, Roger Waters her ne kadar solo çalışmalar yapmış olsalar da grubun kendisi ayrı bir anlam olarak gökyüzünde bir yıldızın adı olmuştu bile.
Biz artık asla grubu bir daha canlı olarak izleyemeyeceğiz derken Eylül’ün son haftası Pink Floyd’u en iyi icraeden gruplardan bir tanesi olan ‘The Spirit of Pink Floyd’ un Fenerbahçe ‘True Blue’da konser vereceği haberini aldık ve ekipçe izlemeye gittik. Grubun aslı gibi İngilizler’den oluşan “The Spirit of Pink Floyd” konsere başladığında önyargılıydım. Başlarda “Hımm, bu oldu, solo da tamam, e fena değillermiş” tadında
yaklaşırken, ikinci şarkı ile birlikte kendimizi tamamen gruba teslim ettik. Hemen hemen bildik bütün Pink Floyd şarkılarını birbiri ardına çaldılar. Sahneden indiklerinde kulaklarımızın pası silinmiş ve yüreklerimizin tozu gitmişti.
Duygu dolu bir Pink Floyd gecesiydi. Keşke orjinal grubu da izleme fırsatımız olsaydı. Pink Floyd ismine hürmeten gruba dair her etkinliğe katılmak artık boynumuzun borcu…
Yazmadan da olmazdı!






